Kimi, neyi, neden seçeceğiz?

   24 Haziran’da 1 cumhurbaşkanı ile  600 milletvekili seçilecek. Aynı günün gecesinde büyük olasılıkla geçici sonuçlar belirginleşecek.  O gün oylarını  kişi ve parti tercihlerine göre sandıklara atanlar da o sonuçlara bakıp 25 Haziran’dan itibaren nasıl bir Türkiye’de yaşamaya başlayacaklarını öğrenecekler.   

 

    Peki, seçmen denen kişi tercihini belirlerken hangi ölçütlere, hangi bilgiye, hangi “idrak kabiliyetine”  göre davranacak? Türkiye örneklerinde rastlandığı gibi, “babadan, aileden kalma lider veya parti bağlılığı” ile mi?  Aşiret, cemaat eğilimlerine göre mi? Lider kimliğine lâyık gördüğü tek kişiye, iktidarından “sadaka” düzeyinde de olsa yararlandığı partiye beslediği bağlılık ve hayranlığına göre mi?
    Yoksa,  tercihine özne kıldığı kişi  her kim, parti hangisiyse ekonomisiyle, adil paylaşılacak refahıyla, toplumu kapsayacak başarım beklentisine; yani fikriyatına, programına; iktidar  nüfuzunu şahıs, aile, parti çevresi ve “iktidar yanaşmalarının” çıkarları için kullanıp kullanmayacağına; demokrasiye, temel hak ve özgürlüklere olan bağlılığına; uluslararası arenada ülkenin bağımsızlığını, haysiyetini, itibarını, çıkarlarını koruma ve kollama kararlılığına bakarak mı?
    Türkiye 1950’li yıllardan itibaren böyle sorgulayıcı “seçmen tipini” toplumsal DNA haritasına yerleştirebilseydi, çok büyük olasılıkla, bugün bambaşka bir ülkede yaşıyor olabilir; 21. yüzyılın ilk çeyreğine giden bir ülkede 19’uncu, 20’inci yüzyıl arttığı arkaik, kof, 1923 Cumhuriyeti’ne, Atatürk’e,  lâikliğe, çağdaş eğitime, aydınlanmaya  düşman siyasetçi ve parti nutuklarına ve bunlara karşı güçlü bir seçenek oluşturamayan çapsız bir muhalefet yapısına tahammül etmek zorunda kalmazdık.
   
                           SEÇMEN SORGULAYACAK MI?  
    
    Türkiye’nin kaderi akla, mantığa, bilgiye, muhakemeye, idrak kabiliyetine ve yaşam koşullarına dayanması gereken “siyasi tercih parantezinin” çok daraldığı bir zaman diliminde oylanacak. Dolaylı çok sorun var da mesela hayatla birebir ilgili ekonominin durumu, tercihlerde etkili olacak mı? Mesela  tepkilere rağmen şeker fabrikaları özelleştirilen yörelerde sandıklardan cumhurbaşkanı olarak kim, milletvekili sayısıyla hangi partiler önde çıkacak? Doğrusu çok merak ediyorum.
    Gittikçe hızlanan kampanyada konuşulmayan  veya en az değinilen konu ekonomi. Adayların, partilerin  “manifestolarına” en “yavan” giren konu da ekonomi. Genel geçer, seçmen okşar vaatler… Özellikle siyasi iktidar ekonominin dümenini elinden kaçırmış; bölünmüş yolları, köprüleri, plansız, projesiz kanal hayallerini, inşaat özürlü, altyapısı bile olmayan kentleri “başarı” diye yeniden pazarlamaktan öte söyleyebileceği bir lâfı kalmamış.
    Hoş, dümen elindeyken ekonomi yönetimini sarmalayan bakan, bürokrat “cehaleti” çok soruna yol açtı. İsrafla çarçur edilen kaynaklar, “kendi zenginini yaratma” ihaleleri,  “iktisada giriş” dersinden çaka çaka başı dönecek “devletlilerin”, ekonomisi ardına kadar yüksek faiz ödemeli yabancı para girişine bağımlı bu ülkede, emirle faiz ayarlamaya kalkışmaları… Hadi burada durayım da şu ihale işine yer kalsın.

                                    İNŞAATLA NEREYE KADAR?
    
   Lâfı kısa keserek değerli meslektaşım Orhan Bursalı’nın Birgün gazetesinden Nurcan Gökdemir’in haberinden aktardığı bir bilgiyi paylaşayım (Cumhuriyet, 22.5.2018) AKP’nin  iktidarını sürdürdüğü 187 ay boyunca İhale Kanunu 186 defa değiştirilmiş. Ortalama ayda bir değişiklik!
     Değişiklikler, 50 kanun ve kanun hükmünde kararname yoluyla gerçekleştirilmiş. Son değişiklik, idareye kamu ihalelerinin pazarlıksız dağıtma yetkisinin verilmesi. Bu yöntemle yönetimce “en fazla müsaadeye mazhar” firmalara verilen ihalelerin tutarı 2017’de 45 milyar liraya, toplam ihaleler içindeki payı yüzde 30 erişmiş. Bu konuyu yakından izlediğim ve yazdığım için biliyorum:  Dünya gazetesinden ayrıldığım 2014 yılı başında, 2003 yılından itibaren 11 yılda  değişiklik sayısı 20 civarındaydı. Geçen dört yılda ise 166 değişiklik.
      İnşaat histerisiyle gelinen nokta, sanayisizleşme, kamu parasıyla sanal istihdam artışı avuntusu, köle ücretiyle çalışma, milyonlarca işsiz ve yoksul. Başta müteahhitler ile iktidara yamanmış kimi  holding patronları ve benzerleri olmak üzere bir avuç “talihlinin” milli hasılanın yarısına el koyduğu  berbatın berbatı bir gelir dağılımı.
    Bakalım, her gün TV kanallarının haber bültenlerinde işsizlikten, pahalılıktan, et yiyememekten, domates alamamaktan, gelir düşüklüğünden, borç ödeyememekten  “vızvızlanan” seçmenin tepkisi nasıl olacak? Bu seçmen, miting meydanlarında karşısında esip gürleyen cumhurbaşkanı, milletvekili adaylarına ekonomide başlarına yağan taşların nedenini, hesabını ve çözüm önerilerini soracak ve oyunu alacağı cevaplara göre verecek mi?



Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar