Mutsuz Öğrenciler Diyarı Türkiye

Geçtiğimiz günlerde öğrenci refahı araştırmasının sonuçları yayınlandı. 72 ülkeden 540 bin öğrenci arasında yapılan çalışmaya göre en mutsuz öğrenciler Türkiye’de.

 

 

“Öğrenci refah”ı başlıklı raporda, öğrencilerin okul performansları, arkadaşları ve öğretmenleriyle ilişkileri, okul dışında nasıl zaman geçirdikleri ve aile ortamları gözlemlendi. Ve buna göre, Türkiye “ Yaşam Memnuniyeti” sıralamasında sonuncu oldu. Üstelik 15 yaşın üzerindeki gençlerin yüzde 28.6’sı hayatından hiç memnun değil.

Bu araştırmayı okuyunca çok üzüldüm. Gencecik insanların bu kadar mutsuz olabilmesi canımı sıktı. Ama şaşırdım mı sonuca? Açıkçası pek şaşırmadım. Zira, neredeyse sabahtan akşama eğitim sisteminin değiştiği bir ülkede öğrencilerin mutsuz olmasından daha doğal bir şey yok sanırım. Her eğitim yılı, yeni bir sürpriz öğrenciler için. Her şey sil baştan olabiliyor, daha yeni sisteme adapte olmadan hop, başka bir düzene geçiliyor. Bu araştırmayla ilgili televizyonda gençlerle yapılan bir sokak röportajı da izledim. Gençlerin hemen hemen hepsi kendilerini kobay olarak görüyor. Çoğunda derin bir endişe, asıl önemlisi“gelecek korkusu” var. Daha hayatlarının başında yaşadıkları bu derin kaygı ne kadar ağır bir yük o küçücük bedenler için.

Son birkaç yılda okullarda yapılan statü değişikliği de, eğitim seviyesine sekte vurdu bana göre. Normal liseler Anadolu Lisesi oldu. Benim öğrencilik dönemimde Anadolu Lisesinin bir ağırlığı vardı. Anadolu Lisesine girmek öyle kolay değildi. Sadece yabancı dil değil, ful paket iyi bir eğitim verilirdi Anadolu Liselerinde. Şimdi sadece adı kaldı. Genellemiyorum ama günümüzde öğretmenlerin yeterlilik meselesiyse başka bir tartışma konusu.

Daha birçok başlık sıralayabiliriz alt alta. Ama bir noktayı da atlamamak gerekiyor. Bu mutsuzlukta ailenin payını.

Sistem bir yandan, aileler diğer yandan… Tabii ki tüm ebeveynler çocuklarının başarılı olmasını ister. Ama zaman zaman kantarın topuzu kaçıyor. Aileler kendi yapamadıkları ya da başarılı olamadıkları alanlarda çocuklarını görmek istiyorlar. Üstelik çocuğunun etine buduna bakmadan. Belki senin çocuğunun kapasitesi sınırlı. Neden çocuğunu başka birisiymiş gibi görüyorsun, ondan yapamayacaklarını istiyorsun? “Bak bilmem kimin oğlu şu okulu kazandı. Senin de oraya girmen lazım.” Keşke girebilse ama, çocuk ortada. Çalışmaya teşvik et, yönlendir ama çocuğundan yapabileceği kadarını iste. İşte bu baskı altında öğrenciler sıkılıyor, boğuluyor. Genç mutsuz oluyor. “Genç ve mutsuzluk”. Bu iki kelime yan yana gelince birbirine hiç yakışmıyor.

Sözün özü, bir genç en mutlu olması gereken çağda neden bu kadar mutsuz? Bunun çok ciddi sorgulanması gerektiğini düşünüyorum zira bu tablo hiç normal bir durum değil maalesef.