Şu ihracat hikâyesi…

    Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) kendi kayıtlarına dayalı aylık dış ticaret verilerini Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’ndan 1 ay önce açıklıyor.   



Buna göre, Mayıs 2018’in bilgilerini 1 Haziran’da verdi; 14 milyar dolar. TÜİK’in son bülteni nisan ayına ilişkin.    İki kuruluş arasındaki süre farkı, kayıt yöntemlerinden kaynaklanıyor. TÜİK, ihracat bilgilerini gümrük çıkış belgelerinden derlediği için değerlendirme süresi uzuyor. TİM ise ihracatçı firmaların beyanlarını kullanıyor.    
    Bu bilgileri şunun için verdim:  Bir zamanlar ağzını her açan 500 milyar dolarlık ihracat hedefinden söz ederdi. Hedef, o zamanlar ekonominin bugünkü hâlini aklına bile getirmeyen AKP’nin  2023 yılına hatta daha ötesine uzattığı kesintisiz iktidar hayalinin ürünüydü. Sırf anayasa emri olduğu için hazırlanan planlara, programlara ve onlarca “sıradan” strateji belgesine ekonominin çapı, becerileri, kabiliyetleri dikkate alınmadan yazılan uçuk hedeflerden biriydi.
    Uçuk hedeflerden biriydi; çünkü gerçekleşebilmesi  “Türkiye’nin üretim ve teknoloji üssü” hâline dönüşmesine bağlıydı. İlki Aralık 2010’da açıklanan Sanayi Strateji Belgesi,  bu amaca göre hazırlanmıştı. Özel sektöre, bilim dünyasına buluş, yenilik, teknoloji geliştirme vb konularında ciddi teşvikler vaat edilmişti..
HEDEFLER YERİNDE SAYIYOR

     İhracat teşvikleri çeşitli desteklerle devam ediyor, fakat 500 milyar dolar ihracat hedefi de teknoloji de yerinde sayıyor. TÜİK’in Nisan 2018 dış ticaret verilerinde durum tüm çıplaklığıyla görülüyor:  Yaklaşık 13,9 milyar dolarlık ihracat içinde yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 3,4 (450 milyon dolar.)
    Buna karşılık, 19,3 milyar dolarlık ithalatın yüzde 12,2’si (2 milyar 029 milyon dolar) yüksek teknolojili ürün. Aylık dengesizlik bile, sanayinin teknolojik yetersizliğini anlatmaya yetiyor.
   TÜİK verileri sanayi sektörünün düşük-orta düşük teknoloji seviyesinde takılıp kaldığını da ortaya koyuyor. Yine nisan ayı verilerine bakıyoruz: İhracatta düşük- orta düşük teknolojili ürünlerin toplam payı yüzde 58,2. Yani, 13,9 milyar dolarlık ihracatın yaklaşık 7,7 milyar doları geri teknolojili sanayi ürünlerinden gelmiş.
   Bu oransal kemikleşme sadece aylık bazda değil yıllık ihracat-ithalat verilerinde de anlamlı ölçüde  değişmiyor.    
TEKNOLOİJİ LÂFLA GELİŞMİYOR          

     Türkiye’nin yılda 500 milyar dolar ihracat hedefine ulaşabilmesi sanayi yapısının değiştirilmesiyle mümkün.  Ama, lâfla değil! Bunun için teknoloji ithalâtına bağımlı sanayi ve sanayicilikten, teknoloji üretimine dayalı sanayi ve sanayicilik yükseltisine sıçramak şart.
     Şart da… Nasıl olacak? Teknolojik gelişme süreçleri nasıl planlanacak, kim planlayacak,  kimler yürütecek? Kamu kesesinden dağıtılan ar-ge teşviklerinin teknoloji  çıktısı veya ürün prototipi olarak geri dönüp dönmediğini, sebepleriyle birlikte izlemeyen yönetim zihniyetiyle mi?  Akademiyle ekonomiyi, bilimle sanayiyi, bilim adamıyla sanayiciyi buluşturmayı beceremeyip üniversite-sanayi işbirliği kavramının içini boşaltan kafa yapısıyla mı?    
   Sorunun bir tarafında düşük-orta düşük teknolojiye çakılmış sanayi ve sanayicinin, diğer tarafında her yönüyle siyasileştirilip köreltilen akademinin ilgisizliği var. O kadar ki, bir zamanlar ilgili bakanlar üniversitelerin TÜBİTAK, KOSGEB, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı gibi kamu kurum ve kuruluşlarınca  Ar-Ge, yenilik faaliyetleri için verilen teşviklerin yüzüne bakmadığından yakınırlardı.
AVRUPA’NIN SONUNCUSU  

   Türkiye Bilişim sanayicileri Derneği (TÜBİSAT)’nin “Türkiye Bilişim Sektörü” raporu, bu sektördeki ar-ge sorununun büyüklüğünü ortaya koyuyor. İleri ekonomilerin “dördüncü sanayi devrimi”, “Sanayi 4.0” gibi dijital çağını simgeleyen kavramlarını “ezber” düzeyinde dilimize ithâl etmiş hâldeyiz.
    İş dünyasının  “medyatik” konuşkanları, siyaset esnafı bu kavramları tıpkı 500 milyar dolarlık ihracat hedefinde olduğu gibi, eskitip duruyorlar. Lâkin, TÜBİSAT’ın raporu bambaşka şeyler söylüyor: Türkiye bilişimde istihdam, ar-ge harcamaları ve katma değer yaratımında OECD üyesi 35 ülke arasında sonuncuymuş.( Emre Deveci, Cumhuriyet, 30.5.2018.)
       Bu noktada eleştiri oklarını özel sektör ile akademiye yöneltmek gerekiyor. Destekse destek, teşvikse teşvik… parasal anlamda elden gelen yapılıyor. Sanayici ile üniversite ise eleştiriyi fazlasıyla hak ediyor.  Sanayici “armut pişsin ağzına düşsün”, istiyor. Çoğu yerde “medrese kafasına” teslim edilen üniversiteler ise gerçek bilim kurumu olmak ne demektir, farkında bile değil! Bu şartlar altında yüksek teknolojili, yüksek katma değerli 500 milyar dolarlık ihracat mı dediniz? Hadi canım, bırakın şakayı…
-----------------


Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar