Yitik ülke Suriye’nin…

 Resmi beyanlara göre 3,4 milyonluk bir “mülteci/ilticacı/sığınmacı” nüfus. Dört sosyo ekonomik grup. Kalın profil şu: Hali vakti yerinde veya paralarını Türkiye’ye aktarmış zenginleri, çoluk çocuk, başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerde yaşıyor. İstanbul’da özellikle Taksim çevresinde gecelemesi ortalama en az 250-300 liralık oteller “tuzu kuru” Suriyelileri “ailece” ağırlıyor. Savaş mavaş pek umurlarında değil gibi…

Ankara’da merkez kesimlerde fazla görünmüyorlar. Daha çok, “çevre” semtlerde toplular ve dolaylı anlatımlardan edindiğim izlenim, geldikleri ülkenin “alt-orta” kesimlerine aitler. İzmir’de bir pazar günü Pasaport-Kordon- Konak Meydanı hattında gözlemlediğim gezintiye çıkmış mülteci yoğunluğunu ve Mersin, Adana, Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis v.b. güney sınırı illerini de not etmeliyim.

     İkinci grubu 3,4 milyonluk Suriyeli nüfustan Türkiye’nin işgücüne ve istihdamına katılanlar oluşturuyor. Sayıları belirsiz. Türkiye’de hayata tutunmaya çalışıyorlar. Ama, özellikle güney sınırındaki illerde sanayi, hizmet ve tarım sektörlerinde asgari ücretin çok altında, ağır şartlarda insafsızca “sömürüldükleri” biliniyor. O bölgelerde herkesin bildiği bir sır bu!

     Üçüncü grup mu? Onlar Suriyeli yoksullar! Bir kısmı bulabildikleri geçici, itici, kakıcı işlerde günlük geçimlerini sağlamaya çalışıyor. İstanbul’da, Ankara’da gözlerime takılan başka bir kısmıysa metro girişlerinde, cadde köşelerinde, genellikle kucaklarında veya yanlarında birkaç çocuk veya sadece uzaktan kontrollü tek çocuk, dileniyor.

 EKONOMİSİ TÜRKİYE’DE  

     Bir de dördüncü grup var: Moda tabirle girişimciler! Bizim “necip medya” bu gibi konularla ilgilenmeye “tenezzül” etmediği için, bilgi akademik araştırmalarda gizli kalıyor. Ahalimiz de, Suriye’yi “Afrin tantanasından” ibaret sanıyor! Oya, Türkiye’de ciddi bir Suriye ekonomisi oluşuyor.

   Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) ’nın bu konuda değerli çalışmaları var. “Suriye Sermayeli Şirketler” bülteni bunlardan biri. Aylık yayımlanıyor ve ekonomisini Türkiye’ye taşıyan Suriye gerçeği hakkında bilgiler veriyor.

   Bu bilgilere dayanarak Suriye’nin üzerine çöken” emperyalist-dinci-mezhepçi, tarikatçı- liberal-çapulcu” karışığı iç savaş ihanetinin bir ülkeyi nasıl yıkıma götürdüğünü; insan doğasının korunma ve savunma içgüdüsüyle kendini nasıl yeniden üretmeye çalıştığını öğrenmek mümkün.

     Durum şu: İç savaşın başlangıcından bu yana (2010-2017) Türkiye’de kurulan Suriye sermayeli şirket sayısı 6 bin 589. Suriyeli girişimciler bu şirketlere 17,1 milyon lira sermaye koymuşlar. Şirket kuruluşları aylar itibarıyla inişli çıkışlı seyir izliyor. Ama, girişimler devam ediyor.

   Ocak 2018’de Türkiye’de toplam 844 yabancı sermaye şirketi kurulmuş. Bunların 118’i (yüzde 14) Suriye sermayeli. Aynı ay itibarıyla en fazla şirket İstanbul (67) ile Mersin (29) ‘de faaliyete geçmiş. İllere göre, kurulan yabancı şirketler arasında da Suriye sermayeli şirketler başı çekiyor. Kilis’te beş yabancı şirketin dördü Suriyeli. Kilis’i sırasıyla Mersin, Bursa, Hatay ve İstanbul izliyor.

     Suriyeli girişimciler en çok toptan ve perakende ticaret ile gayrimenkul ve inşaat işleriyle ilgileniyor. Ocak 2018’de 56 toptan ve perakende ticaret, 23 gayrimenkul ve inşaat şirketi kurmuşlar. Giyim eşyası sektörüne de altı şirketle ilgi göstermişler.

KENDİSİ KARANLIKTA

       TEPAV’ın diğer bir araştırması (*) Suriye’de Türkiye’nin de kendine özgü gerekçelerle müdahil olduğu iç savaşın ikili ticaret üzerindeki etkilerini inceliyor. İnceleme ilginç veriyle başlıyor: Gece ışıklarında azalma ve coğrafi hareketler! Uydulardan sağlanan elektrik tüketimi bazlı gece ışığı verileri, ülkelerdeki nüfus hareketleri ve ekonomik gelişmelerin değerlendirilmesine kullanılıyor.

   Suriye ili ilgili veriler, iç savaşın 2010 yılından itibaren bu ülkeyi insani, ekonomik, sosyal, kültürel bütün yönleriyle ağır bir yıkıma sürüklediğini ve karanlığa gömdüğünü gösteriyor. Yıkım o kadar ağır ve yıldırıcı ki, Suriye’nin 2010 yılında bu tarafa uzaya yaydığı ülkesel ışık yüzde 85 oranında azalmış.

   İnsani duygu ve kaygıların istisnanız bütün ülkelerde küresel ölçekte çöktüğü 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde Suriye’ye reva görülen emperyalist yıkım, Türkiye ile ticaretine de yansıyor. Can derdine düşen Suriyelilerin tüketim kalıpları, Suriye ekonomisinin yatırım tercihleri kökünden değişiyor.

   Türkiye, Suriye’ye iç savaş öncesinde orta teknolojili imalat ve tüketim malları ağırlıklı ihracat yaparken, savaş sürecinde talep tuvalet kağıtları, kumaş, mendil, çuval, ambalaj malzemesi, çimento gibi asgari ihtiyaç maddeleriyle sınırlı kalıyor.

   Vatanını emperyalist işgale karşı kan ve can bedeliyle savunarak kuran Türkiye’nin cumhuriyet ideallerine sadık bir yurttaşı olarak Suriye’ye yaşatılan insani, sosyal ve ekonomik yıkımı içimizde hissederek değerlendirmek zamanıdır, diyeceğim; ama, kime diyeceğimi bilemiyorum!

----------------------------

(*) Seda Başıhoş, Esra Özpınar, Ayşegül Taşöz. Suriye’de İç Savaş ve Türkiye ile Suriye Arasındaki Ticaretin Niteliği. Değerlendirme notu. Kasım 2015.  

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar