Sermayeden al haberi!

     Türkiye ekonomisi sermaye özürlüdür. İki yakasını bir araya getiremez. Tasarruf potansiyeli son derece kısırdır. Mali sistem üzerinden sermayeye dönüşecek tasarruf gücü yaratamaz.

 

     Çünkü, toplam istihdamın yüzde 40,3’ünün asgari ücretle, yüzde 42,7’sinin de ikiye katlanmış asgari ücretlik gelirle çalıştığı bir ekonomide bırakın tasarruf etmek, hane halkı düzeyinde günlük yaşamı bir ay boyunca idare etmek bile “finans canbazlığı” gerektirir! (Kaynak: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Hürriyet, 17.12.2017.)

     Demek ki, bu ülkede istihdamda görünen 28,6 milyon kişinin toplam yüzde 83’ü (23,8 milyon kişi) 2017 yılı rakamıyla ortalama 2 bin 400 lira aylık gelirle geçinmeye çalışıyor. Bu nedenlerle, Türkiye ekonomisi borçla döner. İçerde yaratamadığı tasarrufun açığını dışarıdan borç alarak dengeleme çalışır.

     Sermaye dışarıdan iki yolla sağlanır: “Sıcak” para girişi ve doğrudan yatırımlarla...

“Sıcak para” yüksek faize gelir. Kısa vadelidir. Spekülâtiftir. Üretken yatırımlara; yani, sanayiye, tarımsal üretime girmez. Borsa ve devlet borçlanma kağıtlarına yatar. Beklediği kazancı yakaladığı sürece kalır. En küçük bir ürküntü veya sarsıntıda tası tarağı toplar, gider.

   Doğrudan yatırıma yönelen para daha kalıcıdır. Ya, ekonomiye değer katacak üretken sektörlere yeni projelerle girer. Ya da, mevcut tesislere sermaye katarak ortak veya satın alarak sahip olur.

 

                               BOZUK ORTAMDA ...

  

     Sermayenin her türü yurdunda veya gideceği ülkede “yatırım ortamını” kollar. Yatırım ortamı birçok faktörü kapsar. Yatırımcı bunların başına siyasi ve ekonomik istikrarı koyar. Siyasi istikrar bir partinin tek başına iktidar olup yıllarca kalması, ülkeyi kafasına göre yönetmesi değildir.

   Ya ne dir? İktidarın, kaba siyasi gücün değil, hukukun üstünlüğüdür. Demokrasinin, her türlü özgürlüğüyle yerleşmişliğidir. Ekonomi hukukunun sağlamlığı ve güvenilirliğidir. Ülkenin yakın uzak geleceğine duyulan güvendir. İç ve dış politikalarında öngörülebilirliktir. Bütün bunları uygulayan, koruyan, kollayan, kökleştiren ve geliştiren siyasi iktidardır.

   Yatırımcı önce bunlara bakar. Pazarın cazibesini, işgücünün nitelik düzeyini, üretim maliyetini, kâr beklentisini vs. istikrarın varlığı veya yokluğuna göre hesaba katar, kararını verir.

   Türkiye’nin siyasi ortamıysa malûm! Göz gözü görmüyor. Dil dili anlamıyor. Ağızlardan çıkanı kulaklar duymuyor. Galiz bir üslup yaşanan, yaşatılan bütün sorunları gerçeğinden koparıyor.

   Bütün bunların üstüne, özgürlüklerin, hakkın, hukukun, yasaların, iktidarın takdirine göre her an askıya alınabileceği olağanüstü hâl şartlarında “yönetilen”, sosyo- ekonomik ve politik sinirleri gerilmiş, ayrıştırılmış bir ülke… Neyin nereye varacağı kestirilemeyen bir gidişat.      

  

                             YABANCI KAÇAR DA…                      

 

     Ekonomi dilinde “yatırım ortamı” kavramı siyasi ortamın durumuna göre anlam kazanır. Bozulmuş siyasetten doğrudan yatırım çıkmaz! Türkiye ekonomisi bu büyük tehlikenin eşiğinde. Yabancılar, doğrudan yatırımlardan kaçınma noktasına doğru, hız kesiyor.

   Türkiye Ekonomi Politikaları Vakfı (TEPAV) 2002-2017 yılları döneminde Türkiye’ye gelen ve Türkiye’den giden doğrudan yatırımlardaki gelişmeleri içeren bir değerlendirme yayımladı (Ocak 2018.) Çalışma, yurtdışına giden yatırım tutarının, gelen yatırım tutarına bölünmesi gibi basit bir aritmetik işleme dayanıyor. Bu orandaki artış, Türkiye’nin yatırımcılar için cazibesini yitirmeye başladığını gösteriyor.

   AKP iktidarı (2003 ve devamı) döneminde oran ilginç bir seyir izliyor. Yabancı doğrudan sermaye girişi, 2002 yılından itibaren hızla yükseliyor, AKP’nin iktidara geldiği 2003 yılından sonra “dalgalı” ve iniş ağırlıklı bir seyirle Kasım 2017’de 11,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşiyor.

   Bu gelişmenin seyrine bakarak şu sonuca varılıyor: Yabancı doğrudan yatırım 2002-2007 döneminde artıyor. 2008’den itibaren dalgalanmaya, 2012-2017 diliminde ise “duraksamaya” dönüşüyor. 2018 mi? Bu da benim yorumum: Böyle giderse “kaçış” kapıda görünüyor.

 

                             YERLİ DURUR MU?  

    

     Aslına bakarsanız yerli kim, yabancı kim, karışmış bir zamandayız. Ekonomi âleminde “Bıyıklı yabancı” diye bir tip bile çıktı! Bunlar nüfus kaydı içerde sermayesi dışarıda tipler. Ama, Türkiye’ye doğrudan yatırımcı değiller. Paralarını dışarıya yatırıyorlar.

     Ve… Nüfus kaydıyla da yabancı yatırımcı, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve jeopolitik sorunlara bakıp bekleme veya vazgeçme duruşunda mevzilenirken, “yerli” yatırımcı, sermayesini yabancı ülkelerde yatırıma çevirmenin peşine düşüyor.

   Rakamlarla sıkmamak için, TEPAV’ın değerlendirmesinde sonuç paragrafını özetlemekle yetineyim:

   Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermaye ile çıkan yerli sermaye arasındaki oran 2002-2007 arasında yüzde 15,7; 2008-2017 arasında yüzde 25,2; 2012-2017 arasında yüzde 31,7’ye çıkmış. Bu eğilim, yabancıların Türkiye’ye doğrudan yatırımdan ciddi ölçüde kaçınmaya başladıklarını, yerlilerin ise selâmeti ülke dışında aramaya yöneldiklerini açıkça gösteriyor. TEPAV uzmanlarının “Bu göstergeyi dikkatle izlememiz gerekir” demesi, boşuna değil! İktidar böyle uyarıları izler mi, bilmem. Ama, izlemeli ve düşünmeli derim.

-------------------------------------

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar