Stajyer, bursiyer, kursiyer seferberliği

   TÜİK Ekim 2017 bazlı istihdam verilerini açıkladı. 3 milyon 287 bin resmi işsiz. Bu veriye göre, işsizlik geçen yılın aynı ayına nazaran l,5 puan azalarak yüzde 10,3’e gerilemiş. İyi de…

 TÜİK’in “iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar” gibi kafa bulandıran, sorunu karartan bir sınıflaması da var: 2 milyon 106 bin kişi. Çalışmaya hazır olup da ama iş aramıyor olmak nasıl bir şeyse…

   Bir de “iş bulma ümidini yitirmişler” var ki bu durumdakilerin sayısı 650 bin. Resmi işsizler, iş aramayıp çalışmaya hazırlar ve umudunu yitirmişlerle birlikte topladığınız zaman gerçek işsiz sayısı 6 milyon 043 bine ulaşıyor.

   Türkiye’de tarım, sanayi, hizmet sektörlerinde istihdam 28 milyon 645 bin görünüyor. Lâf salatası kavramlarla gizlenen gerçek işsizlik oranı ise yaklaşık yüzde 20’lerde geziniyor.   Büyüklük ve sosyo ekonomik derinliğine rağmen işsizlik, bu ülkede oranların sınırlı anlamı ötesinde ciddiye alınmayan kronik bir mesele. Tıpkı yoksulluk gibi… Ve, üzerine siyasi veya ekonomik yalanlar inşa edilebilen bir mesele…

BURNU UZAYANLAR

     Ülkeyi yönetenler, daha da önemlisi iş dünyası bunu çok iyi biliyor. Ama, rahatları yerinde, bozmaya hiç niyetleri yok! Bu nedenle istihdam verileri ve sorunu ne zaman söz konusu olsa, Pinokyo gibi “burunları uzayan” kamu yetkililerinin, iş insanlarının ahaliyi avutan açıklamalarını dinliyoruz.

   İstihdam seferberliği bunlardan biri. Önce “her işletme bir kişi alsa mesele çözülür” ile başladılar. Baktılar patron-işveren sınıfı tınmıyor, ücret ve sigorta primli teşviklerle bir hareket yaratıldı yaratılmasına ama bu yolun zemininin sağlam olmadığı, işin kolayına kaçan dünyasının elinde “köpürtülen” bir hikâyeye dönüştüğü ortaya çıktı.

     İktidar dilinden düşmeyen “kısa zamanda milyonluk istihdam sağladık” lâflarını “seferberlik pratiğinin” bu yönleriyle değerlendirmeliyiz. Gerçeğin bu yüzünü görebilmek, öğrenebilmek için de dikkatimizi iktidar dilinden uzak tutmalı, bu meseleyi irdeleyen emek, akademi ve siyaset kaynaklarına kulak vermeliyiz.

   O taraflara kulak verince “seferberliğin” mali yükleri devletçe karşılanan stajyerlik, bursiyerlik, kursiyerlik ve çıraklık türü ve işveren istemezse genellikle bir yıl süren “geçici” istihdam yollarında tüketildiği çok net anlaşılıyor. Ekim 2017 itibarıyla çalışma ortamlarında zorunlu sigortalı sayısı 681 bin kişi artarken, saydığım dört türde istihdam artışı bir milyon 165 bin. (Kaynak: DİSK-AR verileri.)

   Başka bir kaynakta bu verileri doğrulayan rakamlar var. Sanayide ve diğer sektörlerde stajyer, bursiyer sayısı 2014 yılında 507 bin, 2015’te 672 bin kişiymiş. Seferberlik teşvikleriyle Aralık 2016’da 1 milyon 529 bine yükselmiş, Ekim 2017’de ise 1 milyon 518 bin olmuş. (Kaynak: Cumhuriyet, 16.1.2018.)    

 UMURSAMAYANLAR

         Şu sıralar siyaseten “papaz” olduğumuz ABD’nin ekonomisinde cereyan eden her şey, oransal veya mutlak olsun, inen çıkan her rakam, her gün dünyada döndüğü tahmin edilen ortalama 1 trilyon doları yönetenler tarafından büyük dikkatle izlenir, merak edilir. İstihdam konusu bunlardan biridir.

   Neden merak edilir? Çünkü ABD ekonomisindeki olumlu veya olumsuz her türlü gelişme, trilyonluk dolar trafiğini yönetenlerin yatırım beklenti ve kararlarına yön verir. ABD dolarının fiyatı ve borsa endeksleri bu etkiyle iner veya çıkar. Keza şirket hisselerinin fiyatları da bu etkiyle dalgalanır.

     ABD’de işsizliğin azalması veya çoğalması bizim BİST’i de bu nedenle yakından ilgilendirir. Doğal. Çünkü, 2017 Ocak 2018 verilerine göre borsanın işlem hacminin yüzde 65’i yabancıların kontrolünde.

     Ne var ki, aynı borsada önemli Türk veya Türk-yabancı kırması şirketler de işlem görüyor, hisseleri alınıp satılıyor. Bu şirketlerin yapıp ettikleri, üretimleri, ihracatları, istihdamları var. Bütün bunlardaki değişme ve gelişmeler Türkiye ekonomisinin vaziyetini ve sonuçta hepimizi ilgilendirmez mi?          

   İlgilendirmesi gerekir de… BİST Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı iş bulamayınca Amerikalıya üzüldüğü gibi üzülmez! Şirket hisseleri, borsacı tabiriyle “aşağı yönlü” gitmez! “Köpük” de olsa, istihdam arttığı zaman yükselmez! Çünkü, BİST Türkiye ekonomisinin üretim, yatırım yapısını temsil etmez. “Reel ekonomi” denen ve o olmazsa borsada oynayacak şey de kalmayacak olan üretim-yatırım dinamikleriyle ilgisi yok!   Bu yapısal sorun yerli şirketlerin, holdinglerin de işine gelir.

     Çünkü, ekonominin mevcut üretim yapısı, çapı, işletme büyüklüğü, büyüme hızı, verimlilik gibi alt başlıklar dikkate alındığında, bugünkünden daha yüksek, kalıcı, anlamlı, kaliteli bir istihdam seviyesine çıkmak teknik ve ekonomik olarak asla mümkün değil. Türkiye ekonomisi niteliksel gelişme sağlayamıyor, yeni iş üretemiyor. Eskimiş yapıyla bu kadar! İş dünyası bunları bilmez mi? BİST neden ilgilensin?

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar