Çürüme yerinde durmaz!

   Gazetecilik, cumhuriyet tarihinin en berbat dönemini yaşıyor. En berbat; çünkü geçmişte de mesleğin “yüzünü kızartan” bir hayli sabıka kaydı var. Ama böylesi ne görüldü, ne de yaşandı.

 

 

   İster yamulma ister deformasyon diyelim. Bu kavramların barındırdığı ifade gücü, “meslek kimyasındaki” bozulmanın seviyesini açıklayamaz. “Çürüme” sözcüğü bir ihtimal durumu yerli yerine oturtabilir.

   Meslekteki “başkalaşımın” belirtileri arasında siyasi iktidar ekseninde şekillenen cephe cepheye bölünme ilk sırayı alıyor. İkincisi mi? O daha dehşet verici! İktidar savunuculuğu bağlamında neredeyse “meşrulaştırılan” nefret söylemine dayalı çatışma kültürü!

   Çürüme hiçbir organizmada hacmiyle sınırlı kalmaz. Önlenmezse bünyenin tamamını sarar. Zamanla bütün işlevlerini bozar. Meslekteki çürüme de öyle… Gazeteciliğin “iliklerine” kadar işleyebilir.   İşlemiştir! En çok da dürüst, duru, sadece ve sadece gerçeğe sadık habercilik işlevini bozmuştur.

     Bunlar benim kişisel düşüncelerim. Genel bir tespit. Bu “puslu” kadraja girmeyen istisnalar elbette mevcut. Üstelik büyük bedeller ödeyerek mesleğe onur katan istisnalar…                

                          

                             MERAK MENZİLİNİ DARALTIR    

 

     Mesleğin son 15 yıldır girdiği bozulma-çürüme sürecini ve yol açtığı sorunları irdeleyen akademik veya gazetecilik çalışmaları, kamuoyu araştırmaları var mı? Aradım, rastlamadım. Ama merak menzilimizin dışında kalan bu konuyu İngiltere’nin Oxford Üniversitesi merak etmiş ve araştırma programları arasına koymuş.

     Yeni öğrendim ve okudum: Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü, epey bir zamandır beş kıtada, Türkiye’nin dahil olduğu ülkelerde “Dijital Haber Raporu” yayımlıyor.

     2012 yılında yayımlanan ilk rapor dokuz ülkeyi kapsıyormuş. 2015 yılında sayı 12’ye hemen arkasından altı ülke ilavesiyle 18’e çıkarılmış. Türkiye bu arada kapsama alınmış. 2015 yılı raporu ise 26 ülkedeki gelişmeleri içeriyor.

   Rapordaki veriler ilginç. Türkiye medyasını haber okuma alışkanlıklarından, haberlerin okur üzerindeki etkilerine, bilgiye-habere erişim kaynaklarındaki yön değişikliklerine kadar geniş bir açıyla gözden geçiriyor.

  

                                     RUH HÂLİNİ BOZAR

 

     Raporda, okur (gazete)-izler(televizyon)-medya (haber) ilişkisinin geldiği noktayı gösteren bir kavram var: Haberden kaçınma! Haberden kaçma da diyebiliriz ki bunca yıllık bir gazeteci olarak ben de artık haberden kaçan okur-izler kişilerden biriyim!

     Çünkü, gazeteyi elime her aldığımda, televizyon haberlerine her takıldığımda hissettiğim ilk şey, sinir sistemimin gerilmesi, beyin hücrelerimin haberlere kapanması…  

     Oxford’un raporunda, Türkiye’de deneklerin haberden kaçınma sebepleri arasında ilk sırada yüzde 54 ile “Ruh hâlim üzerinde olumsuz etki yaratabiliyor” cevabını görünce, anladım: Meğer ben de ruh hâli olumsuz etkilenen okur-izler kitlesine dahilmişim!

   Yüzde 54 gibi yüksek oranla haber okumak veya dinlemekten kaçınanların yanı sıra bir de haberlerin doğruluğuna inanmayan ve bu nedenle haber sayfalarına veya ekranlarına uğramayanlar var: Yüzde 37.

   Bu iki oran tek başına Türkiye medyasının başta habercilik olmak üzere içine yuvarlandığı yapısal bozulmayı ve “güvenilirlik” krizini açıklamaya yeter. Bölünmüş, iktidara endekslenmiş, haberi okunmayan, güvenilmeyen bir medya!

 

                                 SİYASİ GÖRÜŞ TANIMAZ

  

     Raporda dikkati çeken bölümlerden biri de Türkiye’de haberden kaçınma ile benimsenen siyasi görüş arasındaki ilişkiyi anlatan bulgular. Siyasi görüş deyince… Gazeteleri, televizyon kanalları, aile sohbetleri, kahvehane mavralarıyla neredeyse her konumda, her durumda siyaset konuşan bir halk ortalamasının…

   Her gün, her saat sayfalarda, ekranlarda rakibine sokak ağzıyla tepki gösterirken suratı gerilmiş siyasetçileri gören okur-izler kitlesinin siyasi aidiyeti söz konusu. Aidiyeti hangi ideolojiye, siyasi partiye veya görüşe yönelikse genel olarak habere, özellikle de o kesimle ilgili haberlere ilgi duymaları gerekir, diye düşünebiliriz.

   Ama, hiç öyle değil. Raporun yansıttığı araştırmadaki sonuç şu: Türkiye’de haberden kaçınanların başında yüzde 66 ile “solcular” geliyor ki bu kesimin siyaset şehveti bilinir! İkinci dilimde “merkez”dekiler var: Kaçınma oranı yüzde 55. Üçüncü dilimde de yüzde 48 oranıyla “sağda” duranlar bulunuyor.

   Bozulmanın, çürümenin, yolunu şaşırmanın girdabına yuvarlanmış medya, bu veriler karşısında başını elleri arasına kara kara düşünmeli, diyeceğim; ama yenilenme, toparlanma şansını kaçıralı çok olmadı mı?


 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar