Bilimle hurafe arasında

   Türkiye’nin iki gündemi var: Siyaset güdümlü açık gündem ve temel sorunların şekillendirdiği gerçek fakat örtülü gündem. Siyaset güdümlü gündemin ülkenin temel sorun ve ihtiyaçlarıyla ilgisi yok. İktidar tarafından belirleniyor, muhalefet peşine takılıyor. İçeriksiz, çapsız, suçlamacı, küfürbaz, köpürtülü bir gündem bu. Çoğu kez gerçek hiçbir sorunu çözmeyen kuru gürültüden ibaret.

 

   Kuru gürültünün yarattığı zihin kirliliği, toplumsal algı menzilinin dışına itilen gerçek gündemi örtüyor. Böylece, temel sorunların, konuların tartışılması; toplumun iktidarın açık kapalı kimi politika uygulamalarını öğrenmesi önleniyor.

   Gündem aynı zamanda şizofren bir çatlamayla, ülkenin geleceğe dönük tasarımını ikiye bölüyor. Somut iki örnekle şöyle bölüyor: Bir taraftan eğitim süreçleri dinci odakların ellerine teslim ediliyor. Diğer taraftan savruk, dağınık, plansız, programsız da olsa bilim ve teknoloji çağına tutunma amaçlı kimi girişimler destekleniyor.

 

 SORUN GÜRÜLTÜYE GİDERKEN

    

   Milliliği lâfta kalan eğitim sistemini bilimle-hurafe arasında çatışma alanına çeviren iktidar politikaları, Türkiye’yi nasıl bir geleceğe götürüyor? Çok değil, en fazla, önümüzdeki bir kuşaklık zaman eriminde nasıl bir birey tipi ortaya çıkacak? Bugün kabaca politik esaslı görünen bölünmüşlük, yarın sosyo-kültürel esaslı “yarılmaya” dönüşürse ne olacak?

   Ne ekonomi, ne şu ne de bir başkası… Ülkenin kuru gürültülü gündeminde ilk sıraya çıkarılmadığı için “gürültüye giden” öncelikli temel sorunu budur!

   Cumhuriyet’in akıl ve bilime dayalı Tevhid-i Tedrisat Kanunu (öğretim birliği) ile temellendirdiği milli eğitim sistemini inanç-hurafe köreltmesiyle ikiye bölen sözde eğitim düzenlemeleri, sadece yaşadığımız zaman dilimini değil, Türkiye’nin geleceğini tehdit etmekle kalmıyor, karartıyor!

     Henüz alacakaranlık zamanındayız! Aklı, bilimi, sorgulamayı, yaratıcılığı, sanatı, üretkenliği öne çıkaracak ve ana hedeflerini çağı da aşarak “çağ ötesini” hayal ederek, öngörerek tasarlayabilecek gerçek milli eğitim sistemi için karanlığa uzanan “köprüden” önceki son çıkıştayız.

 

TEHLİKENİN FARKINDA MIYIZ?

 

     Ama, tehlikenin farkında mıyız? İktidar zaten “kendisi için” doğru bildiği yolda gidiyor. Sorunun muhatabı elbette ve öncelikle siyasi muhalefet kurumu. Muhalefet kurumunu oluşturan partilerin bu soruna kafa yorduklarını, esaslı b.ir programa sahip olduklarını, iktidarın eğitim politikalarına karşı iki lâf ettiklerini bilen, duyan var mı? Mücadele, mecliste soru önergesi vermekten ibaret mi?

   Aynı şekilde, yarısı iktidara yanlamış, diğer yarısı iktidarın hışmından korunma derdine düşmüş, basın dahil medya kurumunun bu sorunla enine, boyuna, dikkatle, fikri takiple, derinliğine ilgilendiğini, eleştirdiğini, vaziyetin vahametini ahaliye yansıttığını, uyardığını işiten, okuyan var mı? Küçük istisnalar elbette saklıdır.

   Peki, siyasette, medyada, hatta üniversitelerin önemli bölümünde tepkisizlik davranışıyla dışa vuran derin ilgisizlik, “siniklik” sürüp giderken, bu karamsar tabloda iç ışıtacak, umut körükleyecek hiçbir şey yok mu?

 

UMUT GÜNDEMİN DERİNLİĞİNDE…

 

   Bu karamsar tabloda iç ışıtan umut körükleyen bir şeyler var! Ülkenin geleceğe dönük tasarımını şizofren çatlamayla ikiye bölen gündemin örtülü derinliklerinde bilim dünyasının şavkı hissediliyor.

   İşin tuhafı, eğitim sistemi çağ dışına itelenmeye çalışılırken, bilim dünyasında çıktılarıyla ekonomiyi de doğrudan ya da dolaylı etkileyecek temel bilimsel araştırmalar iktidarın desteğine mazhar olabiliyor!

   Okuru olduğum “herkese bilim teknoloji” dergisinden (8.12.2017) haber özetini aktaracağım şu örneklere günlük medyanın herhangi bir organında rastlanamaz. Bakın neler oluyor:

   “Bilimde ‘çok yönlü temel araştırmalar yapan ve bunları uygulamaya da koyan üretici ülkeler’ arasına mı geçiyoruz? Bu konuda ilgi çekici ve memnuniyet verici bazı adımlar atıldı. Bunlardan en önemlisi… İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi projesi. Kalkınma Bakanlığı’nın desteklediği bir proje.

   “(…) Bu proje 500 araştırmacı kapasiteye ulaşmak hedefiyle ve 330 milyon TL’lik

Yatırım ve işletme bütçesiyle hayata geçti. 5 yıl içinde 500 araştırmacıya ulaşacaklar, kanser eşdeğer ilacı üretim noktasına getirecekler… pek çok kanser konusunda temel araştırmalar yapacak ve elde ettikleri bilgi ve sonuçları uygulamaya yönelik geliştirecekler, yüksek düzeyde bilimsel yayın yapacaklar, bu çalışmalardan yeni şirketler doğacak.”

     Aynı habere göre, gelişen iki proje daha var: Sağlık Bakanlığı’nın Aziz Sancar Araştırma Merkezi çatısı altında desteklediği tıp ve sağlık araştırmaları projesi ile fizik temelli Elektron Hızlandırıcı ve Işınım Tesisi projesi. Bunlara da başlanmış.

     Türkiyemiz, 1923 Cumhuriyeti’nin akıl ve bilim esaslı eğitim-öğretim temel ilkesi ve yapılanmasıyla, dindarların değil “dincilerin” dayattığı gericilik arasında çırpınıyor.

Verdiğim örnekler ve gün ışığına çıkamayan daha niceleri, bu ülkede aklın ve bilimin

direndiğini gösteriyor.

   Akıl ve bilim her çağda öyle bir güç ve enerji üretti ki, cehalet iktidarları bile yol vermek zorunda kaldı. Yapmamız gereken, umudu gündemin kuru gürültüsünden kurtarıp gün ışığına çıkarmak. Cehaletin iktidarı yenilmez değildir!

 

                                          

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar