Utanma duygusunu yitirince…

   Bireylere ve toplumlara değer katan kavramlardan biri utanma duygusu olsa gerek. Bireylerde ve toplumda bu duygu ne kadar güçlüyse, rüşvet, yolsuzluk gibi ahlâk ve yasa dışı eylemler o ölçüde azalıyor.

 

   Çünkü, kişisel ahlâksızlığın dışavurumlarını utanç verici bulabilen bireylerin çoğunlukta olduğu toplumlar, kamusal çaptaki ahlâksızlığa duyarsız kalmıyor.

Toplumsal duyarlılık ne kadar keskin ve “hesap sorucu” ise; siyaseti, devleti, kamu yönetimiyle ülkeyi önce için için, sonra tahammül edilmez bir kokuşmuşlukla “çürüten” yolsuzluk virüsünün bünyeye yayılması zorlaşıyor.  

   Çünkü, yolsuzluk erbabı, bu kolektif direnç karşısında cesaretini yitiriyor.

   Çünkü, bu sınıftaki ülkelerde yolsuzluk olgusu birey ve toplum desteğinin yanı sıra içselleştirilmiş sistemik demokrasi; önleyici etkisi güçlü yasalar…

   Hukukun kavramsal ve kurumsal anlamda siyasetçinin her türlü darbe ve tecavüzüne dayanıklı “üstün” yapısı… Bu yapıyı koruma ve kollama görevini eksiksiz yerine getirmeye kararlı tarafsız ve bağımsız bir yargı düzeni… Ve bu düzeni savunacak savcılar ve yargıçlar sayesinde, gerçekçi yaklaşımla, ancak mümkün olan en aza indirilebilir.        

     Evet, ancak, en aza indirilebilir; çünkü ağır ahlâksızlık ve yasa dışılık ürünü yolsuzluk eylem ve suçlarını “sıfırlayabilen” bir yönetim sistemi, bir rejim türü bugüne kadar keşfedilmedi !

  

YOLSUZLUĞUN DİBİNDE

    

     Türkiye’nin “yolsuzluk sicili” hem toplumun zihninde hem de uluslararası kayıtlarda son derece bozuk! Bu anlamda ağır bir ahlâki çöküntü yaşanıyor. Çöküntünün yaratması gereken bireysel ve sosyal utancı, başta siyasi iktidar gücü gelmek üzere, toplumun herhangi bir diliminde somut tepkilerle görmek mümkün değil.

   Uluslararası Şeffaflık Örgütü (UŞÖ)’nün Türkiye merkezli Uluslararası Şeffaflık Derneği (UŞD) aracılılığıyla 27 Ocak 2016 ‘da İstanbul’da açıkladığı 2015 yılı “Yolsuzluk Algı Endeksi”, bizim ahalinin bu konuda “duyarsız ve umursamaz” kaldığını gösteriyor.  

   Endeks sonuçlarına göre; Türkiye yolsuzluk sıralamasında “Kurumsallaşmış köklü demokrasilere sahip olmayan ya da otoriter rejimlerle yönetilen” Umman, Gana, Kuveyt, Malezya, Namibya, Ruanda, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan‘ın gerisinde.

   Yolsuzluk Algı Endeksi, Türkiye’nin dahil edildiği bu sınıfı “krizlerle, savaşlarla boğuşulan, yönetişim ilkelerinin uygulanmadığı, yargı kurumları ve kolluk güçlerinin yolsuzlukların üstüne gitmekte zayıf kaldığı, basın ve ifade özgürlüğünün (siyasi iktidarlarca) sınırlandırıldığı” ülkeler olarak tanımlıyor.  

   Yani, altta kaldığımız bu ülkeler nispeten bizden “iyi” durumda! Bitmedi; Türkiye Avrasya ölçeğinde 19 Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkesi arasında da yolsuzluk sıralamasına Makedonya ile birlikte 3’üncü sırada.    

KOYVER GİTSİN !

  

       UŞD’nin 16 Mayıs 2017’de açıkladığı “Türkiye’de Yolsuzluk” raporu da ülkeyi küresel ölçekte bir utançtan diğerine savuran rezilliklerin nedenini “siyasi ve ekonomik çerçevelerde” değerlendirirken, 2000’li yılların başında Avrupa Birliği’ne tam üyelik süreciyle başlayan uyum yasaları ve reformların “Türkiye’nin uluslararası kıstasları yakalamasını ve özellikle yolsuzlukla mücadele alanında etkili bir yasal çerçevenin oluşmasını sağladığına” değiniyor.

       Ne var ki, olumlu gelişmeler, iktidarın ABD ile birlikte Ortadoğu bataklığında Suriye’yi fethe soyunduğu 2010 yılından itibaren tarihe karışıyor! Rapora göre, bölgede yükselen siyasi tansiyon ve ülkede yaşanan sorunlar demokratik süreçleri durma noktasına getiriyor.

     Ve, şu oluyor: Yolsuzlukla mücadeleyi de kapsayan reform süreci “temel hakların ve özgürlüklerin kısıtlandığı, hukukun üstünlüğü ilkesinin, kural hakimiyetinin ve güçler ayrılığının hiçe sayıldığı ve her türlü muhalif sesin bastırıldığı bir hâl” alıyor. Bunlara, her kademede gözlemlenen idari laçkalaşmayı da ekleyebiliriz.

     Bundan sonrası, tam bir “koyver gitsin” durumudur. Ülkenin idari dürüstlük ve şeffaflık sistemindeki sorunlar, usulsüz uygulamaların tespitini ve önlenmesini engellerken, büyük çaplı politik yolsuzluğun arttığı, oluşan rant ağlarının genişlediği bir zaman dilimine girilecektir. AKP iktidarınca reformlar kapsamında hazırlanan ve 2010-2014 yıllarını kapsayan yolsuzlukla mücadele eylem planı da 2016‘da askıya alınacaktır.

   Geldiğimiz nokta; bu gibi konularda duyargaları köreltilen toplumun ilgisizliği bir tarafa… özellikle iktidar zihniyetinin, günümüzde yaygın yolsuzlukla bütünleşmiş “ahlâki çürüme” olgularını “algı operasyonu” veya “provokasyon” ya da “darbe” savunmalarıyla karşıladığı bir zaman dilimidir. Şimdi New York versiyonunu yaşıyoruz!

 

    

 

 

 

 

 

 

 

                                          

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar