DEİK meik derken…

  Diplomasi kavramı sadece siyaseti, devletlerarası ilişkileri kapsamıyor. Ekonomi diplomasisi diye bir kavram daha var. “İş diplomasisi” de diyebiliriz. Türkiye ekonomisinin küresel ağlara eklemlenmesiyle 1980’li yıllarda güncellik kazandı.

 

                          

 

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) de bu gelişmenin ürünü olarak 1986 yılında faaliyete geçti.

   Başlangıçta özel sektör ağırlıklıydı. Yaklaşık 30 yıl bu yapısını korudu. 2014 yılında yapılan kanun değişikliği ile yönetiminde hükümetin ağırlığı artırıldı. DEİK’in hâlen 101 kurucu üyesi var. Uluslar arası faaliyetlerini 135 ikili, 5 sektörel, 2 de özel amaçlı olmak üzere toplam 147 iş konseyi ile yürütüyor.

   DEİK, son olarak, kuruluş ve faaliyetlerini düzenleyen yönetmelikte yapılan bazı değişiklikler nedeniyle gündeme geldi. Resmi Gazete’de yayımlanan değişiklikler (26.11.2017) bazı gazetelerin ekonomi sayfalarında “TÜSİAD DEİK’ten çıkarıldı” başlığıyla haberleştirildi.

   Oysa TÜSİAD bu kuruluştan 2015 yılında “kendi isteğiyle” ayrılmıştı. Ayrılma nedeni özel sektör ağırlıklı DEİK yönetiminin hükümet ağırlıklı “resmi” bir yapıya dönüştürülmesiydi. Nitekim DEİK ile TÜSİAD birer açıklamayla yanlış haberi doğrulttular. (27.11.2017.)

   Bu olay ekonomi muhabirliğinin önemini bir kere daha ortaya koyuyor. Haber azami özen, dikkat, sorgulama ve fikri takip süzgeçlerinden geçirilmediği zaman bu ve benzeri yanlışlıklar kaçınılmaz hâle geliyor.  

GÜNDEM ELDEN KAÇIYOR

   DEİK şüphesiz ekonomi diplomasisinin önemli bir organı. İyi yönetilmesi, dış ilişkilerde etkinliğini artırması, Türkiye ekonomisine başta ihracat ve yatırım alanları olmak üzere katma değer sağlaması beklenen bir oluşum.

   Ne var ki, bu gibi kuruluşların uluslar arası ekonomik ilişkilerde güçlü ve etkili konuma erişmesi, temsil ettiği ulusal ekonominin çapına, üretim ve rekabet gücüne bağlı.

   Ekonomi diplomasisinin katma değer yaratabilmesi için özellikle stratejik önem taşıyan ihracatın, yenilik ve teknoloji esaslı sanayi altyapısıyla desteklenmesi şarttır. Ama, o altyapı güçlü ve yaratıcı değilse, ekonomi diplomasisi tek başına fazla işe yaramaz.

     Bu açıdan değerlendirildiğinde, DEİK tek başına ne kadar çaba harcarsa harcasın, Türkiye’nin yılda ortalama 150 milyar dolarda tıkanan ihracatını artırmak mümkün değil.

     Çözüm, DEİK ve benzeri özel sektör ağırlıklı kuruluşların yönetimini ekonominin değil de siyasetin talepleri doğrultusunda düzenlemenin çok ötesinde, sanayinin yapısını, ihracatın ürün bileşimini yenileyici tedbirleri almaktan geçiyor. Asıl gündem bu olmalı.

AR-GE YERİNDE SAYIYOR

     Asıl gündemin içeriği ekonominin üretim yapısında teknolojik seviyeyi yükseltmekse, bu işin temelinde araştırma-geliştirme (Ar-Ge) faaliyeti var.      

Bu alan kamu kuruluşları, devlet ve vakıf üniversiteleriyle özel sektörü kapsıyor ve baktığınız zaman konu sürekli gündemde. Epey de para harcanıyor.

     Ar-Ge çalışmalarının ciddiyeti ve etkisi bu işlere harcanan paranın ülke milli gelirine oranıyla ölçülüyor. Buna göre, Türkiye’de Ar-Ge’ye harcanan paranın gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) içindeki payı AKP iktidarının 15 yılında iki kez yüzde 1’i geçerek 2014’te yüzde 1,01, 2015’te yüzde 1,06 olmuş. Bunların dışında ortalama 0.90’larda geziniyor.

   Bu oranlar, kağıt üzerinde ve lâfta büyük hedeflerle kendini kandıran Türkiye’yi hiçbir yere taşımaz. Çünkü bu konuda başka bir dünya var: 2014 yılı verilerine göre, Ar-Ge harcama oranları ABD’de yüzde 31,1, Çin’de yüzde 17,5, Japonya’da yüzde 10,2.   Bizim en büyük ihracat pazarımız olan AB’nin toplamı yüzde 21,7. Sanayideki bu yaratıcı güç dengesizliği “dünyanın 17. Büyük ekonomisiyim” böbürlenmesini de geçersiz kılar.            

     Kılmıştır. Türkiye ortalama 150 milyar dolar ihracat gelirinde tıkanmıştır. Ama, iş dünyasının lâfazanları hâlâ hikâye anlatarak, boş konuşarak, basının reklam mecralarına dönmüş “ekonomi sayfalarında” boy göstermekle meşguller!

   Sorunun bu tarafında düşük-orta düşük teknolojiye çakılmış sanayi ve sanayicinin, diğer tarafında üniversitenin ilgisizliği var. Kaynaklar doğru kullanılmıyor, denetlenmiyor. Araştırma çıktıları varsa, ne işe yaradığı bilinmiyor.

     Sanayici “armut pişsin ağzına düşsün”, istiyor. Çoğu “medrese kafasına” teslim edilen üniversite ise gerçek bilim kurumu olmak ne demektir, farkında bile değil! Bu şartlarda, sanayi stratejilerine yazılan Avrasya’nın teknoloji üssü olmak nerede, yüksek teknolojili, yüksek katma değerli 500 milyar dolarlık ihracat nerede… Hadi canım, bırakın şakayı…

-----------------

    

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar