Teknoloji beleşçiliği

   Futbol âleminin eleştiri gündeminde hakemler birinci sıradadır. Büyüklü küçüklü her takım, bulunduğu lig hangisiyse, kaybettiği her maçtan hakemi sorumlu tutar! Penaltısını vermemiştir, ofsaytı görmemiştir, top yerine önüne gelen rakibi “şutlayan” futbolcuya sarı veya kırmızı kart gösterse bile, haksızlık etmiştir v.b.

 

                                

   Bu öyle bir kafa yapısıdır ki, kulüp yöneticisi, teknik direktörü ve futbolcusuyla herhangi bir takım, kötü oyunlarından, yenilgilerinden, başarısızlıklarından asla “sorumlu” değildir! Varsa yoksa hakemdir, hakemin yanlış kararlarıdır!

   Son zamanlarda bu gündeme bir konu daha girdi: Yabancı futbolcular!

   Memleketin bütün futbol allâmeleri, iri kıyım siyasetçiler dahil, bir anda Türk futbolundaki gerilemenin sebebini keşfettiler: Takımlardaki “sınırsız” yabancı ağırlığı, yerli oyuncu yetişmesini önlüyordu.

   O kadar ki, Milli Takım’ın son yıllarda yaşadığı çöküntü ve yozlaşma bile bu yüzdendi! Son olarak Galatasaray’ın Atiker Konyaspor ile oynadığı maçta sahaya 11 yabancıyla çıkması da soruna tuz biber ekmişti.

  

                               AKLA ZİYAN TARTIŞMA

 

   Tartışma böyle soyut ve akla ziyan bir zeminde sürüp giderken, sorunun “gerçek” çözümüne ışık tutacak farklı bir sebep daha öne sürüldü: Türk futbolunun derdi yabancılar değil; nitelikli, yetenekli yerli oyuncu “üretimine” verimli iklimi ve ortamı sağlayacak sistemleştirilmiş “altyapı” yoksunluğu idi.

     Tabii, memleketin ahalisi kargadan başka kuş, futboldan başka spor tanımadığından, atletizm, yüzme, hatta güreş v.b dallarda “devşirilmiş yabancı” hayranlığını ve bu dallarda neden yerli sporcu yetiştirilemediğini tartışmak kimsenin aklına gelmiyor.

     Çünkü, Türkiye’de sporun ana dallarında bir altyapı sistemi kurmak, palavrayla, kıytırık girişimlerle olacak iş değil. Türkiye’de ana spor dallarında yaşanan kısırlığın, geri kalmışlığın temel sorunu, yabancıların varlığı değil, tembellik, kısa vadecilik, fırsatçılık, taklitçilikle beslenen “teknoloji beleşçiliği” dir! Yabancı sporcu yoluyla   ithal edilen teknolojiyi özümseme-yerlileştirme yoluyla yeniden üretememektir.

 

                           SADECE SPORDA OLSA…

 

     Oyuncu kelimesi ekonomi dilinde özel, tüzel ve kurumsal unsurları için de kullanılır. Türkiye ekonomisi de bu anlamda yabancı oyuncuların elinde. Bugün ekonominin belkemiği sanayi sektöründe yerliler ne yapıyor sorusunun yanıtı, birkaç istisnayla, esas olarak taşeronluk ya da sıradan imalâttır! İmalât sanayisi teknoloji üretemiyor; ithal ediyor. Bu nedenle yabancı ana firmaların “lisans bağımlısı” olarak onların teknolojilerine ve küresel pazar stratejilerine uygun üretimle yetinmek zorunda.

     Yeni, özgün teknoloji ve ürün geliştirmek bu nedenle sektörün mevcut yapısını, birikimini, niteliklerini aşar. Ne öncekiler ne AKP iktidarı otomotiv, demir-çelik, gıda, tekstil, hazır giyim gibi harcıâlem birkaç sektörün taşıdığı imalat yapısını değiştirebildi. Bugün gelinen noktada Türkiye’nin ihracatı yılda ortalama 140-150 milyar dolarda tıkandıysa, ana sebep ve sorun budur.

   Bu büyük sorunun altında sanayi sektörlerini yabancı teknolojiyi ithâl ederek kuran ve yürüten girişimci tipinin “hazıra konma” alışkanlığı yatıyor. Çünkü teknolojide hazıra konmak, o’nu geliştirerek yerlileştirmekten çok daha düşük maliyetlidir.

   Hazıra konmak buraya kadar sadece bu sebeple haklı bulunabilir. Ama, bundan sonrası teknoloji tembelliğidir ki sanayinin bütünü plansız, savruk, hedefleri belirsiz de olsa hükümetlerce sağlanan önemli maddi teşvike rağmen, bağımlı parçası hâline geldiği küresel ekonomi ortamında kayda değer bir atılım sağlayamamaktadır.

 

                               DÜNYA ÖLÇÜSÜNDE DE…

       Küresel turnuvalarda, şampiyonalarda Türkiye olarak futbol ve diğer spor dallarında yakalanan tek tük başarıların ötesinde kalıcı olarak yokuz. Çünkü, oralarda başarının ölçüleri çok farklı; bilgi ve teknoloji üstüne oturuyor. Dünya ekonomilerinde de öyle. Büyüklük artık yalnız gayrisafi milli hasıla veya kişi başına gelir gibi sanal ve oynak hesaplarla ölçülmüyor.

   Ülke sıralamaları katma değer, teknolojik gelişmişlik, ileri teknoloji yoğun ihracat kapasitesi gibi, bilgiyle, bilime, araştırmaya, buluşa ve bütün bu faktörlerin bileşiminden yeni ekonomi yaratma çabalarına göre yapılıyor.

   Türkiye bu sıralamalarda da çok gerilerde. İmalât sanayinin dünya toplam katma değerindeki payı yüzde 1’in altında. İleri teknoloji yoğun ihracatın toplam imalât ihracatı içindeki payı yüzde 2’nin biraz üstünde. Dünya toplam imalât katma değerinde payımız yüzde 1’lerde sürükleniyor.

     Mevcut sanayi yapısı köklü bir değişim sürecine yöneltilemediği için, en sert rekabetin yaşandığı ileri teknolojili ürün ihracatı toplamın yüzde 3,2’siyken, ithalat payı yüzde 16 civarında. Rakamlarla fazla sıkmadan şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bu verilerle Türkiye sanayisi ve bağlamında ekonomi küresel ölçülerin dip sıralarında yerinde sayıyor. Futbol neyse sanayi de o! Bastır parayı, getir yabancı teknolojiyi, üret gitsin! “En büyük 17. Ekonomi” övünmeleri mi? Hadi oradan, güldürmeyin insanı!

----------------------

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar