Yoksulluğun adı büyüme!

   Malûm, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) milli gelir hesaplarını 2002 yılından bu tarafa yöntem değiştirip “revize ettikçe” ortaya büyümekten yerinde duramayan bir ekonomi çıkıyor! Bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 5, ikincisinde yüzde 5,2 oranlı gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) artışı, başta iktidarın ekonomi sorumluları olmak üzere iş âleminde ve ekonomi basınında âdeta tezahüratla karşılandı.

 

 

     TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmaları ise aynı itibarı görmüyor. Geçen yıl açıklanan 2015 yılı araştırması her nasılsa büyük ilgiye mazhar olmuştu. Gazetelerin açıklamaya verdikleri haber değeri her zamankinden daha iyiydi. Ama, bir şey çok şaşırtıcıydı: Gelir dağılımı meselesi haber sütunlarından “köşelere” taşmıştı.

     Bırakın yoksulluğu, yoksunluğu filân bir tarafa, bu tür konularla İstanbul iş dünyası kremasını goygoylamanın ötesinde ilgilenmeyen kimi köşe yazarları memleketteki gelir dağılımı adaletsizliğinin vahametini ve derinliğini nihayet fark etmişlerdi! Ne var ki, ilgi orada kaldı. Bu nedenle, TÜİK’in 2016 yılına ilişkin araştırma sonuçları (15.9.2017) fazla rağbet görmedi.    

                                     EKONOMİNİN KARA YÜZÜ

   Gelir dağılımı meselesi Türkiye ekonomisinin siyasi, yapısal ve yönetsel “kara yüzü” dür!

     Siyasidir; yaratılan milli gelirin toplum sınıf ve katmanları arasında nasıl paylaşılacağı iktidarların ekonomi politikasıyla belirlenir.

   Yapısaldır; yaratılan milli gelirin kaynak tahsis kanalları üzerinden emek (ücret, maaş), sermaye (faiz), girişimci (kâr) kanallarına nasıl dağılacağı ekonominin yapısıyla belirlenir.

   Yönetseldir; milli gelirin mümkün olabilecek en adil dağılımı ancak sağlam bir hukuk, yasa, yargı ve maliye politikası sistemiyle sağlanır. Bu sistem bozuksa gelir dağılımı da iflâh etmez.                                                              

     TÜİK’in 2016 yılı araştırması, öncekiler gibi, AKP iktidarı döneminde de milli gelirin toplumsal dağılım yapısında hemen hemen hiçbir değişiklik olmadığını; adaletsizlik ve dengesizliğin kemikleştiğini gösteriyor. Memleketin en zengin yüzde 20’si ile en yoksul yüzde 20’si arasındaki gelir farkı 8 kata yaklaşıyor (7,7.) Geçen yıl 7,6 kat idi.                      

       Araştırmaya göre, geçen yıl itibarıyla yıllık en yüksek hane halkı kullanılabilir gelir yine   Ankara’da. Onu İstanbul ile İzmir izliyor. Bu sıra hiç değişmiyor. Türkiye ekonomisinin üretimde, ihracatta, iç pazarda kabaca yüzde 40’nı oluşturan İstanbul’un gelirde nasıl olup da Ankara’nın gerisine düştüğünü doğrusu çok merak ediyorum. Aklıma, üretimle kazananların yanı sıra siyaset ve bürokrasinin merkezi olmanın yarattığı rüşvet, avanta, yolsuzluk, haksız gelir transferi gibi “kayıt dışı” kazanç yollarıyla palazlananlar gelmiyor değil!

  

                                       HANELERİN HÂLİ  

 

     Kullanılabilir hane halkı yıllık fert gelirinde “en alta” düşen iller, ortalama 8 bin 679 lira ile Güneydoğu Anadolu’da Mardin, Batman, Şırnak, Siirt. 11 bin 88 lira ile Van, Muş, Bitlis, Hakkari.

   Nüfusun en yüksek gelire sahip yüzde 20’siyle en düşük gelirli yüzde 20’si arasındaki fark açısından en kötü durumdaki iller de Güney, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da; Adana, Mersin, Van, Muş, Bitlis Hakkari ve Marmara’da İstanbul, iyi mi?                      

   Bu dengesiz ve adaletsiz dağılım sadece ekonominin değil, toplumun vatandaş birey ve aile çapında dengeli, adil ve kaliteli yaşam şartlarına erişmesini engelliyor. Şunu da belirtmeliyim: Gelir dağılımındaki kötüleşme sadece Türkiye’nin meselesi değil. Bazı istisnalar dışında başta ABD olmak üzere önemli sayıda ülkenin sicili bozuk. Ama, Türkiye’ninki daha bozuk!    

   Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD)’nin raporlarında üye ülkelerin önemli bir kısmında, zengin ve fakir arasındaki uçurumun son 30 yılın en yüksek oranına ulaştığı vurgulanıyor. Kuruluşun 2015 yılı raporunda adaletsiz gelir dağılımı sıralamasında ilk sırayı Şili alırken bu ülkeyi Meksika, Türkiye, ABD ve İsrail izliyor.

  

                                 KİMİN UMURUNDA?

 

   Gelir dağılımında en kötü ilk beş ülke arasına girmenin övünülecek bir tarafı yok. Türkiye’ye bakarsak, AKP iktidarının gelir dağılımı başlıklı ne bir meselesi ne de tutarlı, uzun soluklu, uygulanabilir bir politikası var. “Zekât” anlayışına bağlı sosyal yardım mekanizmalarının ise gelir dağılımı açısından ekonomi politik değeri ve işlevi yoktur.

   Sosyal yardım yöntemi işe yarasaydı, iktidarın 15 yıla evrilen sayısal olarak çok, zihniyet olarak klon hükümetler döneminde dağılım dengesizliğinin nispi olarak iyiye gitmesi; bunun ister hane halkı ister birey, ceplere gelir artışı olarak yansıması gerekirdi.

   İstatistikte “Gini katsayısı” milli gelirin kişisel dağılımını ölçmede kullanılır. Katsayı sıfır ile 1 arasında değişir. Sıfır mutlak eşitliği, 1 ise gelirin tek kişide toplandığını gösterir. AKP iktidarı döneminde bu katsayı ortalama 0,40’tır. Yani, dağılım bozukluğu sabittir.

   Yoksul ne bilsin Gini katsayısını; kamu kaynaklarının akıtıldığı köprülere, yollara, gökdelenlere bakıp sefaletini, yoksunluğunu kader sanır. 2015 yılında en yüksek yoksulluk oranına sahip illerin başında turizm merkezi Antalya ile sanayi şehri Adana geliyordu. 2016’da durumları değişmemiş. Adana yüzde 21,8, Antalya yüzde 20,3 yoksulluk oranları ile sıralanıyor. Yoksulluğun gerisini siz tasavvur edin!

--------------------------

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar