Milli gelir kaç para?

     Öyle ya… Devletin istatistik kurumu, durup dururken, teknik adı “gayrisafi yurtiçi hasıla“ olan, düz vatandaşın “milli servet” diye bellediği milli gelir hesaplarını “revize ettim” deyip hem gelirin “anasını” hem de kişi başına düşen “sanal” payını yükseltirse, biz de sorarız: Milli gelir kaç para?

 

 

    Milli gelir kaç para, bilelim ki, “revizyon” sayesinde başına düşen pay

 bir anda artan vatandaş TV ekranlarında hâlâ kasaptaki et, manavdaki domates, hıyar, kırtasiyecideki defter kalem ve bilumum temel  mal ve hizmet fiyatlarından neden yakınıp duruyor, anlayalım. (Ekonomi basını bu konuları haberden saymadığı için iş TV’lerin içi boş, üstü salçalı haberlerine kaldı!)

   Memleket ahalisi, geleneksel ve de âdeta genetik “garibanlık” sızlanmasıyla mı;

 yoksa 15 yıldır iş başındaki iktidar döneminde Türkiye’nin en zengini ile en yoksulu arasında sürekli açılan “gelir farkı”  yüzünden mi pireyi deve görüyor!

    Hangisi olursa olsun, ülkenin zihin setinde, iktidarında, bilim ortamında, yargısında, medyasında, “toplum ortalaması” hızla gerileyen akıl, bilgi, algı, muhakeme, idrak seviyesine rağmen,  her türlü resmi bilgiye şüpheyle yaklaşmak “iç güdüsel dürtü” olarak bile değerli ve gereklidir.

    Vatandaş, son olarak sandıktan yüzde 51 çoklukla çıkardığı bir siyasi iktidarın yapıp ettiklerini  bir kenara koyup, et, süt, domates fiyatlarından; yoksulluk, yoksunluk vb. yaşam dertlerinden yakınıp duruyorsa, bence TÜİK’in araştırmalarına katması gereken temel parametrelerden biri de  bu olmalı.

 

                                       TEKNİK  ARIZANIN…

  

     Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)  yıllardır geliştirdiği milli gelir serilerinin bilimsel, uluslar arası standartlar, araştırma ve hesaplama yöntemlerini “revizyon” gerekçesiyle  bir anda değiştirdi. Ve… Türkiye’nin üretim yapısı ve katma değer yaratma gücü bir anda “şahlanmış” göründü!

    TÜİK yönetimi bu işe soyunurken sözüm ona bilim çevrelerinden görüş aldı. Ama, bu nasıl görüş almaysa, düzenlediği toplantıya ne bugün hâlen 1923-1948 esaslı serilerini kullandığı akademisyenler Tuncer Bulutay, Yahya Tezel, Nuri Yıldırım’ı davet etti ne de  bilimsel uyarıları dikkate aldı. Kafasına veya iktidara göre takıldı!

    Böyle takılınca şunlar oldu (*):

     TÜİK, revizyon çalışmalarında Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin kabul edilmiş uluslar arası revizyon ölçütlerini “es geçerek”, burada dikkat isterim, 2002 yılından sonrasının milli gelir düzeyini ve büyüme oranlarını yukarı çekti; sektörlerin paylarında büyük değişiklikler yaptı, yatırım-tasarruf oranlarını yükseltti.

    TÜİK, 2002 yılına kadar milli gelir hesaplarında sanayi, hizmet sektörlerini kapsayan iş, ciro, istihdam, ücret, maaş istatistik ve serilerini kullanıyordu. Yeni hesaplamada ise  Maliye, İçişleri Bakanlıkları ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun idari kayıtlarını esas almaya başladı.

   Milli gelir gibi, siyasi veya başka, herhangi bir müdahaleye tahammülü olmayan  bilimsel bir konuda, ekonomik hayatın temel verilerini boşlayarak iktidarın emri ve kontrolü altındaki idari kuruluşların her türlü el atmaya açık  defter kayıtlarını esas almak, TÜİK için yüz ağartıcı bir “revizyon” değildir.

  

                                  SİYASİ MEYVELERİ!

   

    Ne var ki bu “revizyon”  siyasi iktidar için yüz ağartıcıdır! Çünkü, TÜİK bu işlemle 1999-2002 yılları döneminin ortalama büyüme hızını küçültmüş, 2002 ve sonrasını kapsayan yeni serisinde yükseltmiştir.  TÜİK’in kalemi, artışı 1 puan oynatmıştır ama Türkiye’nin  küresel düzeyde orta hallilikten üst sıralara çıktığı hayalini de perdeye yansıtmıştır!

    Revizyon işlemi, yeni seride, sermaye birikim oranını yüzde 20’lerden 30’lar seviyesine ittirmiş;  nüfusunun yarısı yoksulluk ve yoksunluk içindeki ahalinin yaşadığı bu ülkede tasarruf oranını sihirbaz Mandrake yöntemiyle yüzde 12’den 25 civarına çıkarmış; böylece vatandaş ve ekonomi aktörleri bu tasarrufları nereye harcayacaklarını bilemez hâle gelmişlerdir!

   TÜİK, AKP iktidarının ekonomi politik baş tacı olan inşaat sektörünü bile şaşırtmıştır! Bu sektörün üretim endeksi 2005-2015 yılları döneminde yılda ortalama yüzde 3,8 hızla büyürken TÜİK’in revizyonuyla hız yüzde 8,3’e fırlamıştır.

   Şimdi… Türkiye’de son 15 yılda bilim kurumlarının, bilgiye, bilime saygının ne hâllere düşürüldüğünü tartışmak bu yazının konusu değil. Ama, bu yazının bir derdi var: TÜİK gibi bilim ve araştırma temelli devlet kurum veya kuruluşları, istatistikle yalan; üstelik “kaba yalan”  arasında kurulan benzetmeleri haklı çıkarmamak zorundadır. Hele hele,  kuruluş kanununda siyasi iktidara “yaranmak” gibi bir madde yoksa…

    TÜİK’in milli gelir hesaplarıyla keyfine göre oynayıp durması, bu işlere zaten ilgisiz sıradan ahaliyi etkilemez, Sadece siyasi iktidarı memnun eder. Ulusal ekonomiyi yanıltır. Ama uluslar arası sistemi aldatamaz. Çünkü, O sistem, kendisine “göbeğinden” bağımlı Türkiye ekonomisini “fotoşoplu” gösteren istatistikleri yemez! 

    Onun için bu işlerde açık, şeffaf; bilime, kurumun dürüstlük geleneğine, uluslar arası ölçütlere, ekonomiye, halka “doğru” bilgi verme yükümlülüğüne uygun davranmak şart. Yani, TÜİK’e “eğitim” şart!

--------------------------

(*) Yazıda kullandığım bilgilerin kaynağı: “Yeni Ulusal Gelir Serileri Üzerine Gözlem ve Değerlendirmeler. Korkut Boratav, Tuncer Bulutay, Yavuz Ege, Oktar Türel, Aşkın Türeli, Ercan Uygur. Cumhuriyet Akademi, 28.03.2017.)

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar