TÜİK bizi yanıltıyor mu?

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK),   çocukluğumuzun sevilen resimli roman kahramanı sihirbaz Mandrake gibi…

 

   Asasıyla bir dokunuyor… ekonomik büyüme zapt edilmez hâle geliyor!

   Asasını bir sallıyor… ekonomik büyümenin zapt edilmez hâle geldiği memlekette nüfusun yüzde 48’i yoksulluk sınırının altında, yoksulluk sınırında veya yoksunluk hattında debelenirken, yüzde 60’ından fazlası hayatından memnun, mutluluktan mest çıkıyor! (Yaşam Memnuniyeti Araştırması, 2016. Not: Bunu da haftaya yazacağım.)

   İstatistik kurumları veya kuruluşları ekonomik, bilimsel, sosyal, kültürel vb. alanları kapsayan bütün araştırma ve değerlendirmelerinde, kurumsal-yapısal yeterlilik ölçütlerinin de ötesinde, güvenilir olmak; daha da önemlisi güvenilirliğini korumak durumundadır.

   Güvenilirlik, lâfla kazanılan bir “nitelik” değildir. Onun için bu tür kurumların “iktidar memnuniyetine” veya siyasi rüzgârın esiş yönüne göre eğilip bükülmemeleri gerekir! Ne var ki TÜİK’in son yıllarda açıkladığı tartışmalı istatistik veriler ve temel göstergelerde sık sık yaptığı “revizyonlar” bu meselelerle ilgili kamuoyunda bilimsel ve yöntemsel olduğu kadar “iktidar rüzgârını kollama” kuşkularına da yol açıyor.

 

                     ÖNCE EKONOMİ GAZETECİLİĞİ

  

     TÜİK, bu yılın ikinci çeyreğinde (nisan-mayıs haziran dönemi) Türkiye ekonomisinin ürettiği gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 5,1 oranında arttığını açıkladı.

   Bu veri, son zamanlarda habercilik çizgisini özellikle ekonomi alanında “saf hakikati” elden geldiğince aramaktan çok “iktidarın sevdiği hakikate” verdiği “editoryal” destekle dikkatleri çeken ve genel yayın yönetmeninin 80 milyonluk ülkede günde ortalama 300 bin tirajla övündüğü bir gazetede “Sağlam büyüme” manşetiyle âdeta kutsandı!

   Acaba?

   Hadi, bu yılın ilk çeyreğinde cari fiyatlarla yüzde 5,2 arttığı açıklanan GSYİH’nin oranının ikinci çeyrekte yüzde 5,1’e gerilemesine lâf etmeyelim; 0,1 puan sindirilebilir.

   Ama, büyümenin “sağlamlığına” gelince iş fena hâlde değişiyor. İstatistik okur yazarlığı bu noktada önemlidir. Çünkü, önüne ardına bakmadan büyüme haberine “sağlam” sıfatını konduran bir ekonomi muhabiri ve editörü “taraflı” değerlendirme ile gerçeği çarpıtır ve okurunu iki nedenle yanıltır:

     Ya rakamların ardındaki gerçeği okuma ve anlama kabiliyeti sorunludur ya da çalıştığı gazetenin yayın politikası gereği rakamların ardındaki gerçeği “pembeleştirmek” zorunda kalıyordur. Ki… her iki durum özellikle ekonomi gazeteciliğinin siyasi ve iş dünyası “iktidarına” teslimiyeti açısından, en hafifiyle, endişe vericidir.

  

                               SONRA BÜYÜMENİN ARDI

 

   İstatistik matematik temelli bir bilim dalı. Matematik yöntemlerle ölçer, biçer, değerlendirir, devleti, iktidarları, kamuoyunu aydınlatır. İstatistik kurumlarının güvenilirliği bu anlamda da önemlidir: Araştırarak bulduğu matematik gerçekliği, ardında gizlediği hakikati yok etmeden değerlendirmelidir.

     TÜİK’in açıkladığı ikinci çeyrek büyüme oranı Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu gerçek durumu yansıtmıyor. Bir, büyüme makine yatırımına dayalı sanayi temelli niteliksel gelişme etkisiyle değil, inşaatla gerçekleşiyor.

   İki, TÜİK, GSYİH verilerini “cari fiyatlarla” rakamlandırıyor; Böylece ekonomi TL ile büyümüş görünüyor ama asıl değerleme ölçütü olan “sabit fiyatlama” yöntemiyle dolar bazında küçülüyor! Küçülme sadece ekonominin bütününde değil, kişi başına düşen gelir illüzyonunda da görülüyor: 2016 yılında 11 bin 019 dolar, 2017’de 10 bin 883 dolar!

 

                           REVİZYONLAR SAĞ OLSUN!

  

     Önce haberi vereyim: “TÜİK (…) Yıllık GSYİH verilerini de açıkladı. 2015 ve 2016 yıllarına ilişkin tüm çeyreklerde revizyona giden TÜİK, 2016 büyümesini yüzde 2,9’dan yüzde 3,2’ye, 2017 ilk çeyrek büyümesini de yüzde 5’ten yüzde 5,2’ye revize etti.” (Cumhuriyet, 12,9.2017.)

   TÜİK’in revize ettiği ilk çeyrek büyüme ikinci çeyrekte ekonomiyi TL bazında büyük gösterirken dolar bazında küçülmesini gizledi. Çünkü, bu kurum son bır kaç yıldır sahadan topladığı ham verileri siyasi parametrelerle işlediği izlenimini veriyor. Bu izlenim kamuoyunda gittikçe kuvvetleniyor.

   Nitekim, Türkiye’nin bilimsel birikimleri, yetkinlikleri ve bağımsız kimlikleriyle tartışmasız önde gelen altı iktisatçısı (Korkut Boratav, Tuncer Bulutay, Yavuz Ege, Oktar Türel, Aşkın Türeli, Ercan Uygur) TÜİK’in “iktidar memnuniyeti” esaslı revizyonlarını eleştiren ortak bir çalışma yapmışlar, görüşlerini TÜİK’e de iletmişlerdi.

   Boratav, bu çalışmaya ilişkin değerlendirmesini BirGün gazetesinde yayımlamıştı (31.3.2917.) Ben bu yazıda Boratav’ın spot cümlesini aktarmakla yetineceğim; çünkü önümüzdeki iki yazıda TÜİK bizi nasıl yanıltıyor? sorusunu biraz daha ayrıntılı kurcalayacağım.

   Boratav demişti ki: “ TÜİK’in [revizyonlu] yeni milli gelir hesapları arızalıdır; güvenilmez ögeler içermektedir. Olduğu gibi kullanılması sakıncalıdır. TÜİK’in [bu] ısrarı sağlıklı çalışmaları kösteklemek olacaktır.”

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar