Cumhuriyet Davası’ndan tarihe kalacaklar!

Neredeyse gazetecilerin ikinci adresi haline gelen İstanbul’da Çağlayan’daki adliyede bu hafta Cumhuriyet Gazetesi’nden tutuklu meslektaşlarımızın davası için bir aradayız.

 

 

11’i tutuklu 17 Cumhuriyet yazar, çizer, muhabir ve yöneticisi 9 ay sonra 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hâkim karşısına çıkıyor. Kimlik tespiti yapılırken mal varlıkları da soruluyor. Yanıtlar en fazla bir otomobil, ya da bir ev olabiliyor!

Yüzlerce gazeteci düzenli olarak adliyeye gelerek bu duruşmayı izlemeye çalışıyor. Herkesin yüzü kaygılı, gözleri yorgun. Suçlamalara karşı meslektaşlarımızın yaptığı savunmalarda mizah tarihine geçecek ironiler var. Ama kimse gülemiyor. Sadece acı bir gülümseme yüzlerimizde donup kalıyor.

Türkiye’nin en büyük adliyelerinden birinde en büyük salonu olduğu söylenen bu mahkemede havalandırma yetmiyor. İnsanlar sauna ortamında nefes almaya çalışıyor, sık sık etkilenen ses sisteminde meslektaşlarının savunmalarını duymaya çalışıyor.

Karikatürist Musa Kart, terör örgütlerine karşı en sert karikatürlere imza attığını vurguluyor. “Sadece bir örgüte yardım ettim: Ülkemin Tüm Çocukları” diyor. Cumhuriyet Gazetesi Okur Temsilcisi Güray Öz, FETÖ şüphelisi bir kişiyle iletişim kurduğu suçlamasına “İletişim kurduğum iddia edilen kişi Çankaya’da bir pidecidir. Pide ısmarladığım pidecinin, hakkında soruşturma yürütülen bir kişi olduğunu bilme şansına nasıl sahip olayım ki” diye soruyor. Hakan Kara ise “15 Temmuzun taşlarını döşeyenler Cumhuriyetçiler değildir. 40 yıldır FETÖ ile mücadele etmektedir bu gazete, 35 yılına ben şahidim” diyor.

Davadaki suçlamalara ve meslektaşlarımın savunmalarına bakıp “Biz bu filmi görmüştük” diyeceğim diyemiyorum. Hep daha beterini seyredip duruyoruz! Geriye dönüp bakıyorum.

2010 ile 2016 tarihleri arasındaki gazeteci davalarını TGC Yönetim Kurulu olarak düzenli olarak izledik. Başta Ergenekon, Oda TV olmak üzere açılan gazeteci davalarında yüzlerce meslektaşımız, hayali olaylar, sahte kanıtlarla FETÖ’nün senaristlerinin yazdığı senaryolarla oluşturulmuş iddianamelerle cezaevine konuldu. İzlediğimiz davalarda meslektaşlarımız hakimlere hep aynı soruları sordular:

“Bize suçumuzu söyleyin, bilmek istiyoruz” dediler. Tabii ki yanıt alamadılar. Gazetecilerin haklarını savunan meslek örgütleri FETÖ tarafından tehdit edildiler.

Ne zaman ki siyasi iklim değişti, gazetecilerin haklarında haber yaptıkları için cezaevlerine girmelerine neden olan FETÖ’nün organize bir suç örgütü olduğu ortaya çıktı işte o zaman gerçekler teker teker ortaya serildi. Suçlamaların haksız, delillerin sahte olduğu belirlendi. Bir ila yedi yıl arasında hapis yapan meslektaşlarımız cezaevinden çıktılar. Yaşadıkları hak ihlallerini ortadan kaldıracak bir gelişme ne yazık ki olmadı. Basın meslek örgütleri, vicdanlı STK’lar ve meslektaşları dışında da kimse dayanışma içinde olmadı, “geçmiş olsun” demedi, “özür” dilemedi.

Hiç unutmuyorum; Nedim Şener ve Ahmet Şık tutuklandığında eşlerini evlerinde ziyaret etmiştik. O gün Abdullah Gül ve Bülent Arınç “Gazeteciler için çok üzülüyoruz!” diye bir açıklama yapmışlardı. Biz de o gün “İktidar temsilcileri gazeteciler için değil, Türkiye için üzülsünler” demiştik.

Şimdi de “bu dava basın ve hukuk tarihine nasıl geçecek?” diye düşünüyorum. Aslında bu sorunun yanıtını birçok araştırma söylüyor. Avrasya Kamuoyu Araştırma Merkezi 2016 araştırmasına göre halkın yüzde 97’si yargıya güvenmiyor. Peki, “adalet olmadan biz bu ülkede kardeşçe barış içinde nasıl yaşayacağız? “ Bu sorunun yanıtını kim biliyor?

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar