Algı yönetimi ve medya

Toplumu ya da toplulukları hedef alanın istediği şekilde düşünmeye ikna etmek için etkilemesi algı yönetimi olarak tanımlanıyor.


 

Bu tanımın içinde de medyanın vazgeçilmez bir yeri var. Algı yönetimi yapmak isteyen siyasetçiler, şirketler, kurumlar medya üzerinden demeçler, bültenlerle kendi hedeflerine ulaşmanın telaşını yaşıyorlar. Medyanın iştah uyandıran gücünü kendi çıkarı doğrultusunda kullanma çabalarının karşısına da “medya okur yazarlığı” kavramı çıkıyor.

Medyanın başlıklarının, spotlarının, metinlerinin, TV’deki alt yazılarının sorgulanması diyebileceğimiz medya okuryazarlığı giderek önem kazanan bir kavram. Medyayı yalnızca etkili kullanmaktan geçmiyor. Medyanın sahiplik yapısı, siyasi görüşü, yaslandığı güç odakları açısından da bilgi sahibi olmayı gerektiriyor. Tek bir kaynaktan gelen bilgiyle yetinmeden sorgulamak gerektiğini hatırlatıyor bize medya okur yazarlığı. Ama çocuklara ve gençlere ne kadar medya okur yazarlığı eğitimi verirsek verelim, durum hiç de kolay değil.

Algı yönetimine bir de gazeteciler açısından bakalım.

Basın bülteni sağanağı altında kalan gazetecilerin işleri giderek zorlaşıyor. Medyada gazeteci sayısı hızla azalırken, haber akışının üç ajans üzerinden sağlanması, vatandaşa sunulan ürünün kalitesi ve çeşitliliği açısından erozyon yaratıyor. Uzman habercilerin, özel haberlerin sayısı azaldıkça halkın haber alma hakkı da bu durumdan olumsuz etkileniyor. Bir ajanstaki yanlış haberin deneyimsiz editörler tarafından kontrol edilmeden yayınlanması durumu içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Muhabirsiz, kameramansız medya kuruluşlarının sayısı hızla artıyor.

Kendilerini iktidara yakın hisseden gazetelerin ortak başlıklarla çıkmalarına artık kimse şaşırmıyor. Medya okur yazarı olan vatandaşlar için bile bir bilgiyi doğrulayacak kaynak sayısı hızla azalıyor. Gerçeğin dönüştürülmesi, yeniden kurgulanması, habercilik açısından bir değermiş yanılgısı yaratılıyor. Televizyon programlarına katılan insanların hangisinin vatandaş, hangisinin oyuncu ajansından kiralanmış karakterler olduğunu vatandaş doğal olarak farkına varamıyor. Kurgulanmış hayatların trajedilerini günlük hayatının temel konusu haline getirebiliyor insanlar. Tüm bu tartışmalarda odak noktası “kamu yararı” oluşturması gerekiyor.

Eğer medyadaki bir haber ya da mesaj halkın yararı dışındaki odaklara hizmet ediyorsa kafalarda mutlaka soru işareti yaratmalı. Bu kaos ortamında doğru bilgiye her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuluyor.

Doğru bilgiyi de ortaya çıkaracak olan gazetecilik mesleği ve gerçek gazeteciler değil mi?

Yaşadığımız tüm baskılara, ağırlaşan sorunlara ve bizi de içine çekmeye çalışan algı operasyonu yapan güç odaklarına karşı tek bir çıkar yolumuz var. TGC Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi kurallarına uygun gazetecilik yapmaktan hiç ama hiç vazgeçmememiz gerekiyor.

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar