Türk halkının enfeksiyonla imtihanı

Enfeksiyon konusu, bir ülkenin ne kadar gelişmiş olduğunun en önemli göstergelerinden biri. Öyle ki, dünyanın 17. ekonomisi olsak bile enfeksiyonlarla ilgili kamuoyu bilgilendirilmiyorsa ciddi sorunlarımız var anlamına geliyor.

 

 

Bir aydır ardı ardına gelen Manisa’daki asker zehirlenmelerinin neden olduğuna dair şu ana kadar askeri ya da Sağlık Bakanlığı’na ait kamuoyu ile paylaşılmış tek bir tahlil sonucu bulunmuyor. Askerler, aileleri, Türk halkı neden gıda zehirlenmesi olduğu sorusunun yanıtını bulamıyor.

Aksine askerlerin ve yakınlarının medyayla konuşmasının engellendiği, konuşurlarsa askerliklerinin yanabileceği konusunda uyarılar yapıldığına dair iç karartan açıklamalar kamuoyuna yansıyor.

Şimdi duruma kısaca bir göz atalım:

Manisa’da 26 günde toplam dört kez toplu asker zehirlenmesi oldu. İlk zehirlenme 23 Mayıs tarihinde yaşandı. 1. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı Albay Arif Seyhun Kışlası’nda 1046 asker gıda zehirlenmesiyle hastaneye kaldırıldı. Er Hüsnü Özel yaşamını kaybetti. Otopsi sonuçları ne yazık ki açıklanmadı.

Dördüncü zehirlenmenin ardından toplam sayı resmi açıklamalara göre 2 binler civarında. CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in sosyal medyada yaptığı açıklamaya göre gıda zehirlenmesinden etkilenen ve tedavi gören asker sayısı 3 bini bulmuş durumda.

Bitmedi, zehirlenmeler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne de taşındı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki zehirlenmenin Manisa’dan oraya giden askerler nedeniyle başladığı da iddialar arasında.  

Konunun en önemli tarafı olan Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, TBMM'de açıklama yaparak "Son günlerde bölgede depremler var, acaba yeraltı sularından buraya karışma mı var buna bakacağız, altyapımızda sorun var mı hemen değerlendireceğiz" dedi. Daha sonra da Rota isimli yemek firmasıyla sözleşmenin iptal edildiği duyuruldu.

Manisa’da zehirlenme vakalarının yaşandığı birliklerde kuyulardan çekilen suların kullanıldığı, yapılan ilk analizlerde koli basiline rastlandığı da iddialar arasında.

Fark ediyorsanız hep iddialardan söz ediyoruz. Bu iddiaların sürüp gitmesinin temel nedeni sağlıkta en yüksek teknolojiyi, en iyi alt yapıyı yakaladığını ileri süren Sağlık Bakanlığı’nın konuyla ilgili yaptığı araştırmaları medyayla paylaşmaması.

Oysa Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarının ilk yıllarında bu tip bir olay olsa Sağlık Bakanlığı hemen duruma el koyar, Recep Akdağ’ın hep ifade ettiği gibi “Halının altına sorunu süpürmeden” tahlil sonuçları, buna neden olan kişiler hemen medyayla paylaşılır ve halkın güveni de zedelenmezdi. Oğlunu askere göndererek devlete emanet eden insanlar da hak etmedikleri tutumlarla karşılaşmazlardı. Gıda zehirlenmesi ölümle sonuçlanabilen çok ciddi bir sağlık problemi. Ne yazık ki bir erimiz de bu nedenle yaşamını kaybetti.

Sonuç; gazeteciler görevlerini yapabilse böyle bir durumda da halkın haber alma hakkı korunabilecek. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde gazetecinin sorumluğu şöyle tarif ediliyor:

“Gazetecinin halka karşı kamusal sorumluluğu, başta işverenine veya kamu otoritelerine karşı olmak üzere, diğer tüm sorumluluklardan önce gelir.”

Konunun tarafları olan Sağlık Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı’nın ortak basın toplantısı yaparak halk sağlığı adına saklanabilecek hiçbir durum olmadığını, olayın sorumlularını, tahlil sonuçlarını, ölen erin otopsi sonuçlarını paylaşmalarını bir vatandaş olarak bekliyorum. Ne dersiniz, hayal mi kuruyorum?

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar