Cumhuriyet sorunu

Haftada bir makale yazan olarak, her gün Cumhuriyet gazetesine ve yazarlarına yöneltilen haksız davranışları aktaramıyordum. Hem Basının sözcüsü Bizim Gazete, hem de yerli ve yabancı basının hemen hepsi bunları eleştiriyordu.

Üstelik bütün dünyadan yükselen tepkiler de katılıyordu. OHAL’ci bir anlayışla sürdürülen kampanyaya karşı en azından bir özetlemeyle aktarmayı gerekli gördüm… Dünya çapında kayda geçen değerlendirmeleri bir kez daha anımsatmakla yetineceğim.

Kasım ayının son günlerinden beri neden hapiste tutuldukları bir türlü tam açıklanmayan Cumhuriyet’in gazetecileri konusunda çok şey yazıldı ve söylendi. Haftada bir yazdığım için yapılan adli hatanın her an itiraf edilip serbest bırakılacaklarını bekliyordum. Orhan Bursalı sütununda açıkladı:

“Gülen cemaatinin yargıyı, polisi, istihbaratı elinde tuttuğu en şiddetli zamanlarında da 100’ü aşkın gazeteci içerideydi. Ve kıyamet kopuyordu. Türkiye basın özgürlüğünde ve demokrasi endekslerinde tüm zamanların en kötü dibe vuruşlarındaydı. Fetö iktidarının arkasında, yanında o dönem AKP iktidarı duruyordu ve aynı rezil türküyü söylüyorlardı.”

Aralarında Spiegel,  Zeit, Frankfurter Allgemeine Zeitung, Frankfurter Rundschau gibi dünyaca tanınan gazetelerin de bulunduğu 40 aşkın gazete, Cumhuriyet yayıncı ve yazarlarının kaleme aldıkları mektubu yayınladı. Hepsi de “Türkiye’de Basın ve ifade özgürlüğünün en yüksek tehlikede içinde olduğunu protesto için yayın yaptıklarını belirttiler.

25 Kasım’da Stokholm’de Cumhuriyet’e “Alternatif Cumhuriyet ödülü verildi. Başkan Orhan Erinç açıkladı:

“Tutuklu arkadaşlarımız aramıza dönecek ve sizler Cumhuriyet’i özveriyle, sorumluluk duygusuyla yayımlamayı sürdüreceksiniz” diyerek meslek ilkesinin alt edilemeyeceğini anımsattı.

Ali Sirmen yazdı: “Kriz tehlikesinden söz etmek doğru değil, çünkü kriz artık risk olmaktan çıkmış, içinde yaşanılan bir olgu haline gelmiştir. Bu koşullar içinde, hâlâ bazı umutlar beslemek, 50 katlı bir binadan aşağı düşen birinin “Henüz 27. kattayım, daha gün doğmadan neler doğar” umuduna sarılması kadar abestir.

AVRUPA’DAN DEĞERLENDİRMELER

Bir Alman çizeri de  “İfade özgürlüğü müzesi” olarak niteleyerek bir hapishane karikatürünü sundu.

Madrid Basın Derneği deklarasyonunda Türkiye’nin gazeteciler için dünyanın en büyük hapishanesi … Tek sesli düzene yöneltecek otoritaryarizmin kurumsuzlaşma hedefi güttüğü belirtildi.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı (AGİT) baş temsilcisi Türkiye medyasının durumunu sadece gazeteciler için değil, tüm toplum üzerinde cesaret kırıcı etki yapan dehşet verici bir sorun olarak sundu.

Avrupa Yargı Konseyleri ağı (ENİC) Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bağımsız yargı koşulunu artık taşımadığını, yasama ve yürütmeden bağımsız olmadığını belirterek, gözlemci statüsünü askıya aldı. Genel kurulda bu karara karşı oy kullanılmadığı belirtildi.

Avrupa Parlamentosu Türkiye’deki gazetecilerin durumunu kaygı verici ve kabul edilemez olarak tanımladı. “Suç işlediklerine dair somut delil olmayan” gazetecilerin serbest bırakılmaları için çağrı yazıldı.

 Ahmet Hakan Hürriyet’te yazdı: “Fetö’cüler Batıda “Darbe bahane, muhalif susturma şahane diyerek propaganda yapıyorlardı. Şimdi Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyon Fetöcülere ilaç gibi geldi. .. Dünden itibaren “Darbe bahane, muhalif susturma şahane” sloganının çok daha özgüvenli ve çok daha güçlü bir şekilde atmaya başladılar. Bu kıyak için kime teşekkür etmeliler acaba?”

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar