78. Yıldönümünde anarken

Günümüz tarih tartışmalarını incelerken yoğun şekilde gündeme getirilen Atatürk’ün ölüm yıldönümü vesilesiyle, hem bazı anıları, hem de doğru bilgi verme tutkusundakileri sunmak gerektiğini düşündüm.

Öncelikle kendisine bağlılığımın temelinde bulunan 1937 yılında dokuz yaşındayken yaşadığım bir karşılaşmamızı aktaracağım. Hatay olayını çözmek için trenle geçerken Konya istasyonunda da inmiş ve yetkililerle konuşmaya yönelmişti. Babam Trakya’da, Büyük Babam ise Çanakkale’de İstiklal Savaşı’na yardımda bulundukları için idama mahkûm edilmişlerdi. İkisi de kaçıp Ankara’ya katılmıştı. 1920 sonunda Büyük Babam Konya’daki Delibaş isyanında ölüme terkedilmiş, zorlukla kurtulmuştu. Dolayısıyla özel bağı vardı.

Beni de yanına alıp istasyona giden dedem Ulu Lider geçerken beni itiverdi. Atatürk gülümseyerek yanağımı okşadı ve konuşmalarına devam etti. Eve döndüğümüzde bir hafta boyunca o kutsal elin değdiği yüzüme su sürmemekte kararlı davrandım. Bağım hiç kopmadı.

1950’lerde gazeteci ve tarihçi çalışmalarıma başladığımda, girilmiş olan demokrasi ortamında karşıt tezlerin yoğunlaştırıldığına bol bol tanık olmaya başladım. Sadece affedilmiş 150’likler değil, Türkiye’yi sömürgeleştirememiş olmaktan üzgün işgalcilerin tezleri de gündeme getiriliyordu. Demokrasi’nin çok seslilik olduğunu kabul ederim. Farklı ve karşıt görüşler de sunulabilir. Ayrıca tam iflasta, ekonomisi sıfıra bağlanmış, okur yazarı yüzde 7-8’i aşmayan, Osmanlı’nın borcunu en az 25 yıl daha ödeme durumunda olan bir toplumun tam bağımsızlık örneği olarak dünyaya sunulduğu ortamdaki övgüleri yermek için yayınlanan şahsına bağlı aşağılamalara şaşmamak mümkün değildi.

Dünyanın 15 ülkesinde yaptığım arşiv çalışmaları sonucunda yirmiden fazla kitapla Ulu Önder’in sadece bizim açımızdan değil, dünyayı etkileyen kişiliği konusunda bilgi sundum. Hatta Hainname kitabımda 30 Ağustos’ta savaşı kaybetseydi onun “Hain” sayılacağını ama bu sıfatın dünyayı şaşırtan başarısına karşı çıkanlara lâyık olduğunu belirttim. Üstelik 150’lilik affıyla onları da temizler safına dahil etmişti. Ancak yoğunlaşan Tekerrürcü tarihçilik hastalığının 21. Yüzyılda zirveye yöneldiğini fark etmemek mümkün değil.

DOĞRUYU ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ

Eleştirilerim yıllardır makalelerimde sunuluyor. Bu arada objektif bir bakışla ve kesin bilgilere dayanarak Atatürk’e bağlılığı – mutlaka Atatürkçülük kampanyası şeklinde değil – bilgi sunarak topluma yansıtan bir bilimsel dergiyi bu vesile ile tanıtmayı gerekli buldum.

Ankara’daki BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ‘nin BÜTÜN DÜNYA dergisi muntazaman her ay yayına sunulmaktadır. Son sekiz aylık sayılarında yaptığım inceleme 160 sayfadan oluşan ve bütün kültürel alanları inceleyen yayının her sayısında en az 25-30 sayfasını Atatürk sorununa ayırdığını gösteriyordu. Zannedilebileceği gibi sunulanlar basit polemik konuları değil. Belgelere dayanan bilgiler:

 Atatürk’ün Affediciliği – Vasiyetindeki İnsanlık – Konya’da Kadınların Çay Ziyafetinde Konuşması -  Avrupa Parlamentolarında M.Kemal Tartışmaları – Sıvas’taki Zor Günleri – Misakı Milli Düş Sanılan Gerçek – Montrö – İzmir’deki Konuşması – Atatürk Çiftlikleri – Elitist Değil Halkçı – Kamuoyu ve Basın – Atatürk ve Çocuklar – Kastamonu Konuşması – Fetva Savaşları – Konya Ziyaretinde – İstifaları – Atatürk ve Türk Gençliği – Bilinmeyen Onuncu Devrimi -  İnsana Bakışı – Adana’da Konuşması –  İstanbul’da Şükran – 

UNESCO ve Atatürk – Çocukları – Ben Size Ölmeyi Emrediyorum – İsmet’in Atanması – 30 Ağustos’a İstanbul’dan bakış – İzmir’e Nasıl Girdi – Atatürk ve Türk Ordusu – Yeni Osmanlıcılık – Ya İstiklal Ya Ölüm -

Her sayıda “Beni hatırlayınız” başlıklı bir demeç hatırlatması var. Hakimiyeti Milliye gazetesinden özel makale ve haber aktarmaları da. Ben genelde tarih ve Atatürk konusu üzerinde durdum oysa bu dergiden kültür ve bilginin her alanından yararlanmak imkanı var.

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar