Derdiyok  tane…. Derdiçoklar ???

Aydın, Entel, Akil… kesimimiz içinden Derdiçok’ların zirveye ulaştığı bir dönemde…

EREN  DERDİYOK diye birinin çıkışı toplumumuza nefes aldırmış oldu… Havaya sıçrayıp tersine vuruşla goller atıvermesi… Altı şutundan dördünün ağları buluvermesi Avrupa basınını bile etkiledi… Yılın golcüsü ilanını şimdiden öne süren bile belirdi. Beşiktaş maçındaki beşinci golü üzerine “Hava toplarının tartışılmaz hakimi Cimbom’un çocuğu. Hava Kuvvetleri Komutanı” sıfatıyla üniformalı resmini yayınlatıp “Orgeneral” ilan eden de çıktı.

Tam ismine bakıp Türklüğü ile övünecekken İsviçre kökenli bir Türk oluğunun açıklanması ise kafaları büsbütün karıştırdı. Seksen milyona yaklaşan nüfusumuzun hemen hepsi Derdiçok’lardan sayılırken ”Yok’lu” birinin vatanımızın dışından gelmesi, çözülemez bir bunalım içinde yaşadığımızı düşündürüyor. Mutlaka pek yakında Başkomutan bile ilan edilecek olduğu da belli. .

Behiç Ak’ın Cumhuriyet’te yayınlanan “Kim Kime Dum Duma” karikatüründe, göbeği iyice şişkin bir erkek karşısındaki kadına diyor ki:

 “Kilo vermek için içkiyi bıraktım… Börek, ekmek yemiyorum… Pasta yok… Şekeri bıraktım… Yağlı et yemiyorum… Beyaz pirinç, kızartma ve patatesi bıraktım…”

Kadın “Ama kilo vermemişsin!...” diye sorunca yanıtı kesin:

 “Bilgisayarı bırakamıyorum…”

İnsan gayri ihtiyari “Yoksa Eren’in Derdiyokluğu’nun kökeninde, bizlere artık gazete okutmayan, Basın Özgürlüğü kavramını ortalıktan silen bilgisayar uygulamasının bulunmaması mı var ?” diye sormaktan kendini alamıyor.

                İŞE LOZAN’I  KARIŞTIRINCA

Yazılı basının, özetle gazetelerin satışlarındaki büyük ölçülü düşüşün yanı sıra, meslek ilkesinin temelini oluşturan toplumu bilimsel nitelikle bilgilendirme anlayışının sapışı da insana aynı şeyi düşündürüyor: Sorun bilgisayar’ın hakimiyetinde.

Belediye otobüsünde “Şort giymişsin ölmelisin…” deyip tekme atan…

Otobüste – affedersiniz – elini donuna sokup gelenleri  yanındaki kadının başının üstüne akıtan…

 “Dursana ulan…” deyip, durağa gelmeden fren yapmayan şoförü dövmeye kalkıp kazaya ve de yolcuların yaralanmasına sebep olan…

Sade, otobüslere bakıyorum sanılmasın. Kafa karışıklığımız doruğa varmış durumda. Anıtkabir nedir?... Sadece bu toplumu yok olmaktan kurtaranın değil,  dünyadan silinmesi istenen toplumun yaşadığının simgesi olarak yapılmış bir simge. İnşası için açılan uluslararası yarışmaya 22’si bizden 27’si çeşitli ülkelerden olmak üzere 49 proje katılmış. Açıkçası dünya düzeyinde bir anma yapısı. Devletin başına geçenler gibi, ziyarete gelen yabancı liderlerin de saygı duruşunda bulundukları takdir notları yazıp imzaladıkları yer… Açıkçası Türk varlığına saygı merkezi

Peki onun önüne de çocukların hiçbir şey anımsamadan, koşup eğlenmeleri, itişip

kakışmaları için oyun yeri yapılmasına… Doğal olarak, kızgınlıkla küfürleşme demeyeceğim,  laf atışmaları yapmalarını sağlayacak ortam hazırlanmasına ne diyeceksiniz…

Bu da mı bilgisayar’ın hediyesi… Yoksa Derdiçokluğun bir ürünü nü mü??? 

Asıl dikkati çeken ise bu ortamda Atatürk’ü tarihten silme yarışı hızlandırılırken tarihe gömülmesi engellenememiş, hatta kendimizin de katkıda bulunduğumuz Osmanlı’yı canlandırmak için gayret sarfının artırılması. Sevr’i imzalayanları hiç anımsamayıp Lozan’ı yerenler, Derdiçok’ları artırmaktan başka neyi hedefliyorlar?.. Belki de Lozan’ın Milli Meclis’deki tartışmaları sırasında “Yüz yıl daha harp etmeliyiz” diyeni anımsayıp 2023 hayalini gündeme getirmek peşindeler.

Yanlış anlaşılmasın… Tarihe bakılmasın demiyorum… 80’i bulan kitaplarım ve yüzlerce makalem Osmanlı’ya saygıyla ama objektif açıdan bakmayı hedef alır… Bilgisayar açısından değil… Onun için “Tarihi Tekerrür’den ibaret sayan anlayışa karşı TEKERRÜR’ün DERDİÇOKLUĞU canlandırma olarak kullanılmasına karşı görüşlerimi sunacağım.

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar