Gazeteci kimin sesi?

Yeni bir “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü”nü daha kutlamaya hazırlanıyoruz. Ama yine mutlulukla değil, buruk bir şekilde.

 

Gazetecilik, her dönemde zordu. Ancak bu dönem, her zamankinden daha zor bir süreçten geçiyor. Hâlen 140 dolayında gazeteci cezaevlerinde.
Gazetecilik, bir insan mesleği ve insana saygı gerektiriyor.
Gazeteci, kimin sesi olacaktır? Zaten sesi güçlü olanların hoparlörü mü, yoksa kamunun, yani halkın mı?
Günümüz medyasına genel olarak şöyle bir baktığımızda, güçlülerin sesi olmanın, kamu yararına yayıncılığa tercih edildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
1990’lı yıllarda medya, siyaset mimarlığına başlamasıyla birlikte bugüne uzanan olumsuz çizgisine geçiş yaptı. Siyaset ile gazetecilik iç içe geçti. “Medya-siyaset-ticaret” üçgenine daha sonra tarikat de eklendi, ne yazık ki.
Eski yıllarda, siyasetçiler, gazetecilere, “Şunu yazın, bunu yazmayın” derken, bugün ise durum, “Şunu, şöyle yazın”a dönüştü.
Örneğin, yerel gazetelerin ekonomi sayfaları bile güçlülerin hoparlörü durumunda artık. Bu sayfalarda halkın ekonomisi yok. Ne mi var? Bol bol büyük şirketlerin sorunları ve beklentileri!
Bakın, yaygın medyaya. Bir uçak düştüğünde, o uçağın tüm seceresini gözler önüne süren medya, büyük bir otobüs şirketinin aracı ölümlü kaza yaptığında, hiçbir yasal engel olmamasına karşın o şirketin ismini vermediği gibi, aracın üzerindeki ismi bile buzluyor. Herhangi bir hastanede, bir hekim hatası sonucu, bir vatandaş yaşamını yitirdiğinde de durum farklı değil. Medya, olayı verirken, “bir hastanede” diyerek geçiştiriyor.
Eski yıllarda, gazeteciler, bir haberlerinde yaptıkları hatayı gördüklerinde veya kendilerine söylendiğinde utançtan yerin dibine girerlerdi adeta. Bugün, bırakın bu haberi düzeltmeye çalışmamalarını, hiç umursamayıp, “Ne var ki bunda?” deyip geçiyorlar. Yani, genelde utanma duygusu kalmadı.
Gazeteci, kamuoyunu aydınlatma, halkın gerçekleri ve doğruları öğrenmesi hakkı adına soru soran, sorması gereken kişidir. Hele hele basın toplantılarında. Bugün, yaygın basında, bu toplantılarda siyasilere sorulacak sorular, önceden istenip, beğenilmeyen sorular için “Bu soruyu sormanızı uygun bulmuyoruz” denilebiliyor. Basın toplantıları “kurgusal” duruma dönüştürüldü.
Hatta yavaş yavaş basın toplantıları bile yapılmamaya başlandı. Siyasiler, kurum ve kuruluşlar, kendi propagandalarını yaptıkları basın bültenlerini, medya kuruluşlarına gönderiyorlar ve bunun aynen yayınlanmasını istiyorlar.
Peki, geleceğin gazeteciliğini hoyratça tükettiğimiz şu dönemde düzgün ve doğru gazeteciliğe yeniden dönmenin yolu var mı? Var, tabii ki! Gazeteciler, eski yıllardaki utanma duygusuna yeniden dönerlerse, ilk adım atılmış olur! Gerisi sonra gelir!
Ama bugün için zor görülüyor.

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar