“Aynen”, “Atıyorlar!”

Türkçemize gösterilen özensizlikten de öte acımasızlık inanılmaz boyutlara ulaştı. Türkçe, kimsenin umurunda değil! Hele hele medya kuruluşlarının…

 

Televizyonlarda program sunanlara bakıyorum, Türkçeye yapılan ihanete şaşırmamak elde değil!

Sunucular olsun, televizyon veya radyo programlarına katılanlar olsun, bir “atıyorum” furyası sürüp gidiyor. Sözüm ona, “örnek veriyorum”un yerine kullanıyorlar, “atıyorum”u! Koskoca profesörler bile “atıyorum” diyorlar, inanamıyorum!

Yine son dönemlerde “aynen” sözcüğü de herkesin dilinde.

Karşısındakine soruyor, kişi:

“Böyle oldu, değil mi?”

Yanıt, geliyor:

“Aynen!”

Bakıyorum, bir “geri iade etmek”tir, gidiyor!

Kardeşim, “iade etmek”, zaten “geri vermek” anlamına geliyor.

Kürsüde konuşan kişi, falancaya “teşekkür etmek istiyorum!” diyor.

“İsteme” canım kardeşim, “teşekkür ediyorum” desene!

Hangi birini yazalım ki, Türkçe katliamının?

Toplulukları ulus yapan dil elden giderse ulus biter. Türkçe elden giderse, Türkiye biter.

Hâlen dünyada üç bin dolayında dil kullanılıyor.

Dünyanın en müzikal dilinin Türkçe olduğu, ikinci sırada ise Farsça’nın bulunduğu bilimsel olarak saptanmış. Dünyanın en güzel sözcüğünün ise “yakamoz” olduğu belirlenmiş.

Son yıllarda ülkemizde Türkçe sözcük kullanmama eğilimi ağır basıyor. Bakın, birçok işyerinin isimleri, yabancı sözcüklerden oluşuyor. İşyerine “şarküteri” diyenler bile az değil, bu sözcüğün anlamının “domuz kasabı” olduğunu bilmeden!

Türkçeyi doğru, düzgün konuşmuyoruz. Kültürel bir yozlaşma içinde, nasıl yaşarsak, öyle konuşuyoruz. Oysa dili yaşatmak, ancak bilinçli bir kültürle mümkündür.

İşte televizyon kanallarımız! İnsanları, bilinçli bir şekilde uyuşturarak, düşünmekten uzaklaştırıyor. Dilimizi, öncelikle özel radyolar bozdu.

Asıl değerler, büluğ çağında oluşur. Bu çağdaki gençleri, yoz kültürün eline teslim ediyoruz.

Avrupa’nın birçok ülkesinde işyeri isimlerinin, yabancı sözcüklerden oluşmasının yasak olduğunu anımsatmakta yarar var.

Türkçemize yapılan bu hoyratça tutum sürdüğü takdirde, 80 yıl sonra, Hititçe gibi dilimizi de kaybedebiliriz.

Şurası da bir gerçek ki, dilini ve toprağını kaybeden ülkelerin geleceği yok!

 

 

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar