Gazeteciler ve “Kürdün Meyhanesi”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto’nun, son yıllarda sık sık yaptığı bir değerlendirme şudur:

 

“Adliyeler, gazetecilerin ikinci adresi oldu.”

Şimdi gazeteciler, haklarındaki suçlamayı bile bilmeden, aylarca cezaevinde kalıyorlar.

Çok eski yıllarda gazeteci-yazarların izlenmesi acaba nasıl oluyormuş.

İşte, yaşamının son 11 yılını Erdek’te geçirip, 2007 yılında yaşama veda eden naif ressam, gazeteci Fahir Aksoy’un, “Kürdün Meyhanesi” isimli kitabı buna en güzel yanıtı veriyor.

“Kürdün Meyhanesi”, Ankara’da, aydınların sürekli gittikleri bir yer. O küçük mekânda geçen konuşmalar, 1960’lı yıllardan, 1994’lü yıllara dek uzanıyor.

Ankara’da yaşayan şairlerin, romancıların, öykü yazarlarının, eleştirmenlerin, ressamların, tiyatrocuların, müzisyenlerin, gazetecilerin ve bilim adamlarının yanı sıra çok sayıda sivil polisin de uğradığı içkili bu yer, işletenin “Kürt” kökenli olması nedeniyle “Kürdün Meyhanesi” olarak anılıyor.

Kitabında, birbirinden ilginç anı ve olayları öylesine güzel bir şekilde kaleme almış ki Fahir Aksoy, zaman zaman gülerken, çoğu kez hüzünleniyorsunuz.

“Kürdün Meyhanesi”, sürekli para sıkıntısı çeken aydınların, akşam üstleri geldikleri bir uğrak yeri. Kimler gelmez ki, bu meyhane görünümlü aydınlar kulübüne.

Nurullah Ataç, Orhan Veli Kanık, Cahit Sıtkı Tarancı, Ceyhun Atuf Kansu, İlhan Tarus, Çetin Altan, Salim Şengil, Mehmet Kemal, Cüneyt Arcayürek, Cihat Burak, Orhan Peker, Fikret Otyam ve birçok sanatçının ve aydının, o küçük meyhanede geçen birbirinden hoş anıları, naif resmin ustalarından Fahir Aksoy’un kalemiyle öyküye yakın, sımsıcak bir üslupla veriliyor, kitapta.

Aydınların yanı sıra başta sivil polisler olmak üzere jokeyler, küçük memurlar ve halktan kişilerin de geldiği bu meyhanenin, marjinal, tipik müşterileri de bulunurmuş.

Fahir Aksoy, Orhan Veli’nin bir şiirine konu olan “Montör Sabri”nin de bu meyhanenin müşterileri arasında yer aldığını anlatıyor.

Orhan Veli, söz konusu şiirinde şöyle diyor:

“Montör Sabri ile

Daima geceleyin

Ve daima sokakta

Ve daima sarhoş konuşuruz

O, her seferinde

“Eve geç kaldım” diyor

Ve her seferinde

Kolunda iki okka ekmek”

Kitapta, Orhan Veli ile Erzurumlu ozan arasında, meyhanede geçen konuşma var ki, son derece ilginç.

İyice sarhoş olan Erzurumlu ozan, Orhan Veli’ye şöyle diyor:

“Efendim, ben, şiirlerimi hece ve aruz vezniyle yazarım. Ölçüsüz şiirin ise ucuz bir oyun olduğu düşüncesindeyim. Bilmem siz ne dersiniz?”

Orhan Veli, umursamayarak, “Görüş meselesi beyefendi” diyor.

Erzurumlu ozan, iyice küstahlaşarak şunları söylüyor:

“Sen ve arkadaşların, o güzelim Türk şiirini mahvettiniz. Nurullah Ataç denilen o deli de sizi, bir matahmışsınız gibi öne sürdü. Bu kof ününüzün çok süreceğini sanmayın. Gerçek, çok kısa sürede aydınlanacak ve dejenere ettiğiniz şiirin yıkıntıları altında harap olacaksınız. Bu aslında ölçülü şiiri bilmemenizin sonucudur. Bilgisizliğinizi örtbas edebilmek için Fransız şiirinin gölgesine sindiniz ve böylece kendinizi bu ülkeye yutturdunuz. Aruzla yazdığım bir şiiri okursam, ölçüsünü bulamazsın. Okuyacağım şimdi, bul bakalım. Böylece bilgisizliğini de kanıtlamış olacağım. Hodri meydan!”

Erzurumlu ozan, otuz dizelik, çok kötü yazılmış bir şiir okuyor. Şiir bitince Orhan Veli, hiç istifini bozmadan şu yanıtı veriyor:

“Şiirinizin 4, 9, 17, 23 ve 30’uncu dizelerinde ölçü kusuru var, beyefendi!”

Erzurumlu ozan, iyice öfkelenip “Ben, bunu yemem, açıkla” diyor.

Orhan Veli, “Peki efendim, söyleyeyim. Kullandığınız ölçü ‘fa i la tün/fa i la tün/fa i lün’dür. Yalnız dediğim gibi beş kusur var şiirinizde” diyor.

Çevrede gülüşmeler…

Büyük şair(!), “Bir rastlantı efendim, bir rastlantı” diye bangır bangır bağırırken, Orhan Veli, “İsterseniz, düşük ölçülü dizeleri de açıklayayım” deyip eline aldığı kağıt ve kalemle on beş dakikada vezin hatalarını gösterince Erzurumlu ozan, “Meğer ben bir şey bilmiyormuşum” diye ağlıyor.

“Kürdün Meyhanesi”nde, ülkemiz demokratik yaşamından bir kesit, ilginç olaylarla dile getiriliyor.

Genç demokrasimizin temellerinin atılışının kısa bir öyküsü.

Mutlaka okunması gereken tarihi bir belge.

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar