Hukuku zap-u rapta almak

 Geçen hafta Pakistan’da olup bitenler iktidar sahiplerinin hukuku zapt-u rapta almak için çabalamalarının ne denli haklı olduğunu kanıtlıyor. Daha bir hafta önceki yazıda Polonya Başbakanı Kaczynski’nin bu yöndeki girişimlerini anlatmıştım. Ancak Cumhurbaşkanı Andrzej Duda kısmen de olsa yasayı veto edince başbakanın bu girişimi beklediği sonuca ulaşamadı.

 

Pakistan’da ise Yüksek Mahkeme Panama Belgelerinde yer alan yolsuzluk kanıtlarına dayanarak, 1990’dan bu yana aralıklarla üç dönem başbakan olan Navaz Şerif’i on yıl için yasaklı ilân etti. Yüksek Mahkemenin beş üyesinin oybirliği alınan bu karar üzerine Navaz Şerif istifa etti.

Yüksek Mahkemenin bu kararı, Ulusal Hesap Verilebilirlik Bürosunun sunduğu kanıtlara dayanarak verdiği bildiriliyor. Büro, Şerif ile kızı Meryem, oğulları Hasan ve Hüseyin ile damadı Muhammed Safdar ve Maliye Bakanı İshak Dar hakkında dava açılmasını öngörmüştü. Olay off-shore hesaplarıyla Londra’da 7 milyon Sterlin (yaklaşık 34,5 milyon TL) değerinde taşınmazların alınmasından ibaret. Ancak Panama Belgeleri Şerif ve ailesinin bildirimde bulunmadığı off-shore hesapları ve şirketleri bulunduğunu kanıtlıyor iddialara göre.

Başbakanın kızı Meryem’in de Londra’daki taşınmazları satın alan şirketin yedd-i emini olduğunu kanıtlamak için mahkemeye sunduğu belgelerde sahtecilik yaptığı da iddia ediliyor. 2006 yılına ait olduğu ileri sürülen belgelerde Microsoft’un 2007 yılında piyasaya sürdüğü Calibri fontunun kullanılmış olması bu suçlamaya kanıt olarak ileri sürülüyor.

Hatırlanacağı gibi bu font meselesi Türkiye’de de Ergenekon davalarında sorun olmuştu. Kanıt üretenlerin bu tür ayrıntılara dikkat etmeleri gerekiyor bir anlamda!

Bir de İngiltere’nin Virgin adalarındaki off-shore şirketleri tarafından 1990 yıllarında yapılan işlemlerin Navaz Şerif’in çocuklarının daha reşit olmadıkları yaşlara rastladığı da Pakistan başbakanı üzerindeki kuşkuları yoğunlaştırıyor.

Navaz Şerif istifa ettikten sonra geçici başbakan olarak kendi taraftarlarından Şahid Hakan Abbasi’yi önerdi. Kardeşi Şahbaz Şerif’in ara seçimlere katılacağını ve iktidar partisi Pakistan Müslüman Birliği’nin sağlayacağı destekle seçilerek başbakanlığa getirilmesinin planlandığını duyurdu.

Pakistan’ın ana muhalefet lideri, ünlü kriket oyuncusu İmran Han ise tüm bunlara sert tepki göstererek, “Hanedan kuruyor. Eli kasanın içindeyken yakalandı. Navaz Şerif bundan böyle Pakistan’ı yönetemez,” dedi.

“Mücadelemiz ülkemizdeki güçlü kişilerinde artık hesap verebileceklerini gösteriyor. Güçlüler hesap vermedikçe Pakistan için gelecek yok,” diye de ekledi muhalefet lideri.

Ancak 1999 yılında Pakistan Genelkurmay Başkanı Pervez Müşerref’in düzenlediği darbe ile iktidardan uzaklaştırılan Navaz Şerif’i bu kez de koltuğundan eden mahkeme kararının ardında askerlerin olup olmadığı da tartışılmakta. O olayda Şerif yurtdışından dönmekte olan Müşerref’in yakıtı bitmekte olan uçağına inme izini vermemişti. Ölümden dönen Müşerref de darbe ile başbakanı yanıtlamıştı.

 

1968 kuşağının gençlik önderlerinden, şimdi Londra’da yaşayan yazar Tarık Ali The Guardian gazetesine yaptığı açıklamalarda ilginç bir noktaya değiniyor: “Navaz Şerif teknik bir ayrıntı nedeniyle düştü iktidardan. Selefi Ziya-ül Hak Anayasaya her milletvekilinin dürüst ve samimi olması koşulunu yazdırmıştı. Eğer bu koşul uygulanacak olsa Millet Meclisi ilelebet boş kalacak demektir.”

Pakistan Yüksek Mahkemesi Navaz Şerif’in “dürüst ve samimi” olmadığı gerekçesiyle yasaklanmasını kararlaştırmıştı.

İşte Navaz Şerif’in düştüğü duruma düşmemek için iktidar sahipleri hukuku zapt-u rapt altına almak için uğraşıyorlar. Ama bir klişe ile, “gerçeklerin de her zaman gün yüzüne çıkmak gibi kötü bir adetleri vardır,” diyerek bağlayalım sözü.