İhvan Tarihi (III)

 Geçen hafta İhvan tarihini ABD ile ilişkiler noktasında bırakmıştık. Ortadoğu’yu kendi arka bahçesi olarak gören Britanya’nın yerini II. Dünya Savaşından sonra yavaş yavaş Amerika’nın almakta olduğuna değinmiştik.

 

Yıl 1953. Nâsır’ın Müslüman Kardeşler örgütünü yasadışı ilân etmesinden bir yıl önce Beyaz Saray’da ünlü Oval Ofis’te çekilen bir fotoğraf. Geleneksel kıyafetleri içinde bir kaç molla arasında şık bir kostüm giymiş, kravatlı, esmer bir genç adam dikkat çekiyor. Bu genç adan Hasan El Benna’nın damadı, Said Ramazan, o dönem ABD Başkanı Dwight Eisenhower’in hemen yanında duruyor.
Oval Ofis’teki kabulün nedeni ABD’nin Ortadoğu’da daha aktif politika yürütmeye karar vermesinin sonucu. Davetliler Müslüman din adamları. Princeton Üniversitesine “bilimsel” bir toplantıya katılmak üzere çağrılılar. Davetlilerin sayısı 30, 35 kadar. Daveti düzenleyen o dönemin ABD propaganda aygıtı Enformasyon Ajansı (USIA). Amaç ise milliyetçi eğilimlerin yükselmeye başladığı Ortadoğu’da din adamları ve Müslüman Kardeşler gibi örgütler kanalıyla kamu oyunu etkilemek.
Princeton Üniversitesindeki “bilimsel” toplantının yapıldığı yıl İran Başbakanı Musaddık’ın İran petrollerini millileştirdiği için CIA ve İngiliz gizli servisleri tarafından düzenlenen bir darbe ile devrildiğini de anımsamak gerek.
Said Ramadan daha kayınpederi El Benna sağken İhvan’ın dünyaya açılmasında oynadığı önemli rolden dolayı örgütün dışişleri bakanı olarak tanınmaktadır. Örgütün çeşitli Müslüman ülkelerde şubelerini açmış, Pakistanlı Ala Mavdudi ile yakın işbirliği yaparak “komünizmle mücadele örgütleri” kurmuş bir kişiydi. Hatta 1949 yılında Sudan’da başlayıp Türkiye’de sonlanan İslâm kültürü üzerine bir dizi konferans verdiği de ABD’nin Kahire Büyükelçisi Jefferson Caffery’nin notlarında zikredilmektedir. 1995’de İsviçre’nin Cenevre kentinde ölene dek de İhvan’ın “dışişleri bakanlığını” yürütmüştü.
Princeton Üniversitesindeki “kollokyuma” Beyrut Amerikan Üniversitesinin eski rektörü Dr. Bayard Dodge başkanlık etti.
Princeton’daki toplantıdan iki yıl önce “Modern Dünya ve İslâm” konulu bir toplantıda Dr. Dodge şunları söylemekteydi:
“Bugün materyalist türden ulusalcılık İslâm düşümcesinde ve toplumunda önemli bir unsur haline gelmektedir. Dolayısıyla bu eğilimler Pan-İslamizm ve Halifeliğin temsil ettiği o büyük kardeşlik örgütlenmesine karşı çıkmaktadır. Yüce bir sistem olan İslâm’a ilgi duymayan Müslüman bir genç büyük bir olaslıkla komünist olacaktır... Bu gençlerin dini, ahlâkı ve sadakati bir yana bırakmaları büyük bir talihsizliktir. İçki içip, kumar oynayıp, kabareler ve genelevlerde fahişelerle birlikte günah içinde yaşamaktadırlar. Eğer İslâm’ın temelleri çöker ve komünizmin etkisi altındaki materyalizm ve radikalizm  galebe çalarsa bu dünyamız için büyük bir trajedi olacaktır.”(*)
Dodge’un 1950’den sonra Türkiye’de Atatürk’ün reformlarına karşı gelişen tutucu akımları alkışladığı da kayıtlardadır.
İşte Müslüman Kardeşler böyle desteklerle yola çıktı ve ideolojilerinden pek de ödün vermeden bugüne kadar geldiler. Ancak, dünyaya yayılmalarına destek çıkan Suudi Arabistan ve Arap emirlikleri, İhvan’ın kendi tahtlarını da tehdit etmeye başladığının ayırdına varınca işin rengi değişti.
Dizinin başında belirttiğimiz gibi Trump’ın ABD’si ise İhvan hakkında henüz ikircikli bir tutum sergiliyor. Anlaşılan Müslüman Kardeşlerin tarih sahnesinden çekilmesi pek kolay olmayacak.
(*) Robert Dreyfuss, The Devil’s Game, Owl Books, 2005, s.92