Yunanistan gezisinin kazananı, kaybedeni var mı?

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yunanistan’a yaptığı iki günlük gezi Türkiye’den çok Ege’nin karşı yakasında hararetli tartışmalara yol açmışa benziyor. Yunanistan’da hükümet karşıtı basın, Celal Bayar’ın 65 yıl önce yaptığı ziyaretten sonra ilk kez bir Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanının Yunanistan’a gelişine yetkililerin hazırlıksız yakalandıklarını ileri sürerek eleştiriyor.

 

 

To Vima gazetesi “sonuçlara bakılırsa, dışişleri bakanlığı, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığının gerçekleri ve Erdoğan’ın patlamaya hazır kişiliği ile uluslarası düzeydeki art niyetlerini yeterince hesaba katmadıkları anlaşılmaktadır,” diye değerlendiriyor ziyareti.

Bu hazırlıksızlık nedeniyle Erdoğan’ın görüşmeleri kendi “zevkine göre” yönettiğini ileri süren To Vima, Yunanistan Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopulos’un televizyondan canlı yayınlanan “talihsiz sözlerinin” Erdoğan’a “Türk tarafının yıllardır dile getirdiği tüm taleplerini masaya koyma” fırsatını verdiğini belirtiyor.

Erdoğan Atina gezisi öncesinde Yunanistan’ın Sky televizyonu ile yaptığı söyleşide Lozan Antlaşmasının günün gereklerine göre revize edilmesi konusu dillendirmişti. Yunanistan Cumhurbaşkanı Pavlopulos “Hoş geldiniz” konuşmasında Lozan Antlaşmasının değiştirilmesinin uluslararası hukuk açısından olanaksız olduğunu vurgulayınca da Erdoğan bu talebinin nedenlerinin Yunanistan’ın antlaşma hükümlerine uymaması olduğunu, Batı Trakya’dan Ege adalarına kadar canlı yayında sayıp dökmüştü.

Gazete yorumunu şöyle sürdürüyor: “Uyguladığı otoriter önlemler yüzünden uluslararası toplumdan büyük ölçüde yalıtılmış olan Erdoğan’a kendisini, çıkarlarını korumak konusunda kararlı bir lider olarak takdim etme fırsatını verdik.”

Gazete ortak basın toplantısında Başbakan Aleksis Çipras’ın Yunanistan’ı savunarak bir ölçüde vaziyeti kurtardığını da ekliyor.

Gezinin “tarihi” olarak nitelendirilmesine karşın, geziden “tarihi bir sonuç” çıkmadığını vurgulayan To Vima, “tam aksine gezi çözümleyebileceği sorunlardan daha çok sorun ve gerginlik yarattı,” diyor.

Kathimerini gazetesi ise daha ılımlı bir yaklaşım sergiliyor. Gazeteye göre Avrupa Birliği üyelerinden hemen hemen tümü Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkarken Yunanistan’ın “yürekten” Türkiye’yi desteklediğini, “Erdoğan’ın da AB ile ilişkileri tümden kesmek lüksüne sahip olmadığını, Türkiye ile AB arasında Yunanistan’ın köprü görevi görebileceğini,” belirtiyor. Ama bunun için üç “basit adım” atması gerektiğini ileri sürüyor. Bu adımlardan birincisi Yunanistan’ın kara sularını 12 mile çıkarması karşısında Türkiye’nin bunu bir “casus belli,” yani savaş nedeni olarak kabul edeceği ısrarından vaz geçmesi, ikincisi ise Ege’de “hava sahası ihlallerine” son verilmesi. Sonuncu koşul da “Trakya’da konuşurken yüreğinin değil aklının sesine uyması.” Birinci ve ikinci koşulların bugünden yarına yerine getirilebileceğine kimse inanmıyor. Ancak Erdoğan’ın Batı Trakya’daki konuşmasının üçüncü koşula uyup uymadığı konusunda gazete yorum yapmadığı için Yunanlıların ne düşündüğünü bilemiyoruz.

Yunanistan’daki söylentilere bakılırsa Erdoğan, Celal Bayar Lisesi önünde toplanan soydaşlara hitap etmek için mikrofon isteyince kendisine eşlik eden Dışişleri Bakanı yardımcısı Yannis Amanatidis’in “Ama bu yaptığımız protokolde yoktu,” demesine kulak asmamış, konuşmasını yapmış.

Erdoğan’ın Lozan Antlaşması konusundaki sözleri de Batı basınında kafa karışıklığı yaratmış durumda. Batılılar bunu Türkiye’nin sınırlarının yeniden çizilmesi biçiminde algılamakta ısrarlı görünüyorlar. Bu yüzden de Türkiye “yayılmacılık” suçlamalarıyla karşılaşıyor. Cumhurbaşkanı Lozan’ın hangi hükümlerinde değişiklik talep ettiğini ayrıntısıyla açıklasa da bu tür suçlamalardan kurtulsak diye düşünüyor insan.