Şirazeden çıkan dünyada gazetecilik

Gazetecilik mesleğini hakkıyla icra etmenin mangal gibi yürek istediği Türkiye’den söz etmeye gerek yok. Durumu herkes biliyor ve görüyor. Sözünü etmek istediğim Batılı meslekdaşlarımızın da durumdan pek hoşnut olmadıkları.

 

 

 

Geçen hafta İngiltere’nin ciddi sayılabilecek gazetelerinden The Guardian’ın Baş Editörü (Herhalde bizim genel yayın yönetmeni dediğimiz makama denk geliyor) Katharine Viner uzun, hem de çok uzun bir makale kaleme alarak gazeteciliğin karşı karşıya olduğu sorunları sıraladı.

Gazetenin kurucularının kamu çıkarı diye bir kavramın varlığına, bütün insanların eşit değerde olduğuna ve özgür ve adil olmanın gerekliliğine inandıklarını vurgulayan Viner, “bildiğimiz dünya artık şirazesinden çıkarılmış (pulled out of shape) olduğuna göre, gazeteci ve yurttaş olarak sormamız gereken soru bu değerleri korumak için mesleğimizi nasıl icra etmeliyiz?”

Dijital devrimin bilgi akışını özgürleştireceği ve herkesin bilgiye ulaşımını hızlandıracağına inanıldığını ama aradan geçen sürede sonucun hiç de beklenildiği gibi olmadığını söylüyor Viner. İnternet dünyasında artık gerçek bilgi ile uydurmaların ayırt edilemeyecek kadar birbirine karıştığını, birçok sapık, zorba ve aşırılık yanlısı insanın bu dünyaya doluştuğunu da vurguluyor. Üstelik dijital dünyanın otoriteler tarafından herkesi gözetim altında tutmanın yolunu açtığını bu yüzden özgürlükler için sakınca yarattığını belirtiyor.

Medyanın büyük bir bölümünün kurulu düzenin bir parçası haline geldiği için düzenden bıkıp usanan ve ilgisini yitiren halkın medyaya da güveninin kalmadığını gözlemlediğini yazan Viner, “Oysa insanların siyasete katılmak konusunda inançlarını yitirdikleri ve seslerini duyuramadıklarını düşündükleri bu noktada medya bu yabancılaşma duygusunu tersine çevirebilecek önemli bir rol oynayabilir,” diyor.

Ama gazetecilerin de bir bakıma toplumun “elitlerinden” oluştuğunu söyleyerek özeleştiri yapmaktan çekinmiyor Viner. Buna örnek olarak da Londra’da çoğu göçmen ve yoksul 71 kişinin ölümüyle sonuçlanan Grenfell Tower yangınını öne sürüyor. Bina sakinlerinin uzun zaman öncesinden yangın tehlikesine karşı önlem alınmasını istediklerini ama gazetecilerin buna kulak asmadıklarını yazıyor. Üstelik yazısında Channel 4 yorumcularından Jon Snow’un şu sözlerine de yer veriyor: “Bu uyarılara sessiz kalmak medyanın elitlerden olmayan kişilerle bilgisi, ilgisi, ilişkisi ve iletişimi olmadığını göstermiştir.”

“Bu arada iktidar sahipleri de gazeteciliğim kamu çıkarı adına demokrasilerdeki işlevini torpillemek amacıyla halkın güvensizliğini sömürü konusu yapmak için ellerinden geleni artlarına koymamaktadırlar. Donald Trump’ın uydurma haber yapmakla suçladığı medyayı Amerikan halkının düşmanı ilân etmesi gibi. Bütün dünyada, Türkiye’de, Rusya’da, Polonya’da, Mısır’da, Çin’de, Macaristan’da, Malta’da ve birçok diğer ülkede güçlü çıkar sahipleri ifade özgürlüğüne karşı harekete geçmişlerdir. Gazeteciler saldırıya uğramakta, hatta öldürülmektedirler.”

 

“Birçok mahallede ve çevrede kamuya ait yerlerin müteahhitlere ucuzca satılmasından, okullara, hastanelere ayrılan ödeneklerin kısılmasından, toplumsal ortak yaşamın yıkıldığını görüyoruz. Dolayısıyla siyasal yaşamımızı sarsan öfkenin neden kabardığını görmek hiç de zor değil. Siz küçük mahallenizde yaşam savaşı verirken zenginlerin büyük kentlerde günlerini gün etmesidir öfkenin nedeni.”

“Tehlikeli bir dönemdeyiz. Bu koşullar otoriterlik ve faşist akımlar için verimli bir toprak sağlıyor. İnsanların kaygılı ve şaşkın olmaları hiç de sürpriz değil.”

Gerçi Viner’ın makalesi The Guardian gazetesine destek çağrısıyla sona eriyor ama içerdiği konular hiç de yabana atılacak türden değil.