ACİL SERVİS ÖYKÜLERİ

Hiç yolunuz acil servise düştü mü? Eğer düşmediyse hani yaşamın acı tatlı yönleri derler ya… Bunları tam olarak yaşadım diyemezsiniz. Eğer insan yaşamından kesitler almak istiyorsanız mutlaka acil serviste bir gece geçirin. Ertesi sabah dünyaya daha farklı birisi olarak “Merhaba…” diyeceksiniz.

 

 

            Birkaç gün önce her şey normal başladı. Yani sıradan, rutin olaylarla… Yine olmazsa olmaz cinsinden katı planlar yapıldı, zaman yokluğundan yakınıldı. Olağan bir günün olağan gecesinde olağan bir yarın için çok emin bir şekilde hazırlıklar yapıldı ve uyku sahillerine doğru yola çıkıldı.

            Fakat gece on ikiyi çaldığında ben ve bazı yakınlarım kabağa dönüştük. Aileden biri için acil serviste bulduk kendimizi. Uykuya yenilmemek için kocaman açılmış gözlerimizle önce birbirimize baktık sonra etrafımıza. Gördüğümüz ve duyduğumuz şeyler her zamanki güvenli dünyamıza çok yabancı şeylerdi. Ambulansların acı siren seslerinin her yaklaşışında dünyası altüst olmuş ya da bitmiş insanların acı kaderlerine tanık olduk. Bizim hastamız çok ağır değildi. O nedenle diğerlerinin öyküleriyle ilgilenebilecek zamanım oldu.

YALNIZ HASTALAR

            Sedyelerin birinin üzerinde nefesi tıkandığı için oksijen soluma aletine bağlanmış yaşlı bir adam vardı. Yalnız başına gelmişti. Görevlilerin tavrından oraya sık sık geldiği anlaşılıyordu. Evinde yalnız başına tıkanıp ölebilecekken acil servise kadar gelip derdini anlatabilme şansını bulmuştu. Düşündüm de bu kez şanslıydı… Ya gelecek tıkanışlarından birinde ayağa kalkıp kendinde buralara kadar gelecek gücü bulamazsa ne olacak? Acaba o gün evinin kapısının hiç açılmadığını fark edebilecek bir komşusu var mı? Bilinmez… Yalnızlığın getirdiği çaresizliği yaşayan, daha doğrusu kendi köşesinde yaşamaya çalışan o kadar çok insan var ki…

            Bir başka sedyede genç sayılabilen bir kadın midesinin yıkanmasını beklerken yanında suçlu bir şekilde dikilen kocasını tekmelemeye çalışıyor. Kim bilir kaç tane aldığı haplardan sonra dili dolaşıyor, “kaç tane yuttun?” Diye sorgulayan doktora verdiği yanıtlar anlaşılamıyor. Kadının öfkesine ve kocası olduğunu düşündüğüm adamın suçlu tavrına bakılırsa bu kadın daha birçok kez acil servise gelir. Acaba onu böyle bir yok olma özlemine iten şey ne? Sanırım büyük olasılıkla bir başka kadının varlığı olabilir. Zaten artık onun varlığından sıkılmış bir kocayı kendini yok ederek cezalandırmak, hap yutup ölmeye çalışmak ne büyük aptallık. İncinen insan çoğu kez doğru düşünemiyor.

            Hemen yanımızda naylon perdeyle ayrılmış bölümde yaşlıca bir hanımla annesi olduğu anlaşılan daha yaşlı bir hanım var. Daha yaşlı olan sedyede kıpırtısız ve tepkisiz bir şekilde yatarken diğeri sürekli ağlıyor. Perdenin aralığından bakıp “anneniz mi? Geçmiş olsun, gerçekten zor bir durum. Allah yardımcınız olsun” Dedim. Yüzüme beni görmeyen bakışlarla bakıp “hayır olmuyor… Nedense o bana hiç yardımcı olmuyor. Günahım ne bilmiyorum ama beni yerden yere vuruyor”diye içini çekti. O sırada oksijen alımı bitmiş olan yaşlı adam söze karıştı; “bayan, isyan etmeyin belki hastanız iyileşir. İyileşmezse de vadesi bu kadarmış diye düşünmeniz lazım. Daha ömrünün baharında ne gençler ölüyor. Daha az önce çocuk yaşta bir delikanlıyı şu perdenin arkasından alıp morga götürdüler. Ailesinin daha haberi bile yok. Kim bilir kimlerin yüreği yandı…

YAŞAM TRAJEDİLERİ

            “Bilmeden konuşuyorsun amca” diye hıçkırdı kadın. “o bahsettiğin yürek yanmasını ben çok iyi bilirim. Daha bir ay bile olmadı, benim yirmi sekiz yaşındaki kızım öldü. Kocası kıskançlık nedeniyle bıçakladı, sonra karşısına geçip ölüşünü seyretti. Anneme üzüntüden inme indi. İşte şimdi de buradayız”

            Yaşlı adam sedyeden yavaşça indi, sessizce ayakkabılarını giydi ve kimseye bir şey söylemeden dışarı çıktı. Biz de söylemedik… Saygılı bir sessizlik çöktü acile. Kavgada çenesi kırılan genç inlemeyi, hap yutan kadın kocasını tekmelemeyi bıraktı bir süre. Sonra siren sesleriyle geceyi yaran ambulanslardan çıkan yeni yaralılarla her şey yeniden başladı.

            Koridora çıktığımda açık olan kapıdan dışarısı görünüyordu. Birkaç metre uzağımızda akan trafik ve normal kent yaşamı vardı. Bana sanki başka bir dünyaya, başka bir boyuta bakıyormuşum gibi geldi. Taş duvarların ayırdığı iki farklı dünya… Duvarların içindeki acılardan dışarıdakilerin hiç haberi yok. İçeride neler olduğunu bilmeden kim bilir kaç kez bu binanın önünden gelip geçtim.

            Eğer yaşamın, sevdiklerimizle geçirilecek her anın ne kadar değerli olduğunu unutursanız en yakın acil servise gidin. Sahip olduğunuzu düşündüğünüz şeylerin size nasıl pamuk ipliği ile bağlı olduğunu görün. İnsanların yaşamı bazen çok ufak zaman parçalarında aniden değişebiliyor.

 

 

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar