CUMHURİYET DÖNEMİ EDEBİYATINA BİR BAKIŞ

Cumhuriyet’i ilanı ve uygulanması tarihimizde her konuda olduğu gibi sanat alanında da yeni ufuklar açmış, yeni aydınlanmalar yaratmıştır. Edebiyatı da bunun dışında tutamayız.

             Fikirsel ürünler üreten zihinlerin önce yararlanabilecekleri kaynaklara özgürce ulaşabilmeye ihtiyaçları olur. Eğer bilgi tabanınız fakirse düş gücünüz ne olursa olsun üretiminiz kendi mükemmeline ulaşamaz. Evrensel verilere ulaşabilmek için de özgürlük şarttır.

            Bilgi tabanlarımızı geliştirip, değerli yapıtlar oluştursak bile toplumsal paylaşım kısıtlıysa ziyan olmak zorunda kalır yaratılan şeyler. Bu her türlü düşünce ürünü ve edebiyat için de geçerli …

CUMHURİYET’İN İLANI SONRASI EDEBİYAT

Cumhuriyetin ilanından sonra edebiyatımız, çağdaş anlayışlar doğrultusunda gelişmesini başarıyla sürdürmüştür. Bu yıllarda Kurtuluş Savaşı'nın etkisiyle edebiyatta genel olarak Anadolu'ya bir yönelim başlar. Bu dönemin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz;

           Öncelikle dil konusunda İstanbul Türkçesi esas olarak kabul edilmiştir. Kitap okumanın belli bir kesimin lüksü olması yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark ortadan kaldırılarak önlenmiştir. Dildeki sadeleştirme çabaları aralıksız olarak sürmüştür.

Cumhuriyetin kuruluşuyla 1940 (İkinci Dünya Savaşı) yılları arasında eser veren şair ve yazarlar genellikle daha önceki Milli Edebiyat akımının etkisinde tam anlamıyla "yerli" ve "halka doğru" eserler vermeye başlamışlardır. Edebiyatımız bu dönemde toplumcu bir karakter kazanmış, gerçekçi bir anlayış güdülmüştür. Kendi içimizden daha tanıdık kişiler ve olaylar ele alınmış, halktan kopukluk en alt seviyelere inmiştir. Bunun sonucu olarak yurdumuzun her köşesinden değerli yazarlar, şairler çıkmaya başlamıştır. Böylece sanatta tekelcilik önemli ölçüde önlenmeye başladı.

ARUZ VEZNİNDEN SERBEST VEZİNE DOĞRU

Şiirde katı kalıpları olan Aruz ölçüsünün yerini hece ölçüsü almış, şiirlerde de günlük konuşma dili kullanılmıştır. Giderek yine bu dönemde şiirin serbest vezin denilen güncel formu yerleşmeye başlamıştır. Yine bu dönemde (1928) ortaya çıkan "Yedi Meşaleciler", "Beş Hececiler" daha öncekileri gerçeklere dayanmayan bir anlayışa sahip olmakla suçlamışlardır. Amaçlarını "canlı, samimi ve gerçekçi olmak" şeklinde açıklamışlardır. "Yedi Meşaleciler" adını almalarının nedeni ise "Yedi Meşale" adlı derginin etrafında toplanmış olmaları ve bu adla ortak bir yapıt yayınlamalarıdır.

1940 yılında Orhan Veli Kanık, Melik Cevdet Anday, Oktay Rıfat Horozcu, "Garip" adlı bir şiir kitabı yayınlayarak yeni bir hareketi başlattılar. Buna "I. YENİ ŞİİR HAREKETİ" adı verildi. Amaçları, şiirde iç ahengi yakalamaktır. Dış ahenk ögesi olan ölçü ve uyağa önem vermeden hatta şiir için zararlı bulmuşlar ve şiirin kaynağının bilinçaltı olması gerektiğini savunmuşlardır. "Şiir halka seslenmelidir" anlayışıyla günlük hayatta olan her şeyi şiire konu olarak almışlardır.

Daha sonraları ortaya çıkan ve "İKİNCİ YENİLER" adı verilen şairler ise "şiir için sanat" anlayışına dayanan, sürrealizmden daha aşırı bir soyutlama anlayışını sürdürmüşlerdir. Bu sanatçılardan bazıları şunlardır: İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar