Sahipsiz fotoğraflar, kayıp geçmişler

Zaman zaman sahafları gezmek, eski, yeni kitapları, dergileri karıştırmak benim kendime verdiğim en hoş ödüllerden biri olmuştur.

 

Yine o tanıdık tozlu kitap kokusunu içime çekerek eski kitapçıları dolaştım bu hafta sonu. Her biri bir başka dünyanın kapısını açan kitaplara dokundum, kokladım, onları yazan ve bizlere ulaşmasını sağlayan bilinçlere içten teşekkürlerimi sundum.

Balık Pazarı’nın içindeki eski pasajda birçok küçük dükkân var. Kitapların yanı sıra eski tarihli dergiler, film afişleri ve birçok eski fotoğraf satılıyor o pasajda. Bence bu fotoğraf konusu saçma denecek kadar anlamsız. İnsanların özel anları, geçmişleri neden başkalarının satın almak isteyeceği bir meta haline dönüşsün ki?

HİÇ KİMSENİN FOTOĞRAFLARI

            Bir siyah-beyaz fotoğraf destesine uzandım. Elime ilk olarak ellili yaşlarda görünen çok şık bir beyefendinin fotoğrafı geldi. Saçları eski filmlerde gördüğümüz gibi taranmış, bolca da briyantinlenmiş. Objektife mutlu ve güvenli bir şekilde bakmış. Sanırım özenle çektirdiği fotoğrafının günün birinde dünyada kalan torunlarının albümleri, büfe üstleri yerine tozlu bir koridorda bir karton kutunun içinde satın alınmayı bekleyeceği hiç aklına gelmemiştir. Yine sanıyorum hatta eminim bu fotoğrafın güzel, süslü belki de gümüş bir çerçevesi de vardı. Ama onu birileri değerli bulup almış, yuvasız kalan fotoğrafı atılacaklar arasına koymuş. Aynı desteyi biraz daha karıştırınca aynı bakışlara sahip bazı çocukların da katıldığı grup fotoğraflarına rastladım. Söz konusu beyefendi belki de o kadar da kimsesiz ölmedi. Mutlaka yaşayan onunla kan bağı olan birileri vardır bu dünyada. O zaman o yaşayanlar babalarının veya dedelerinin bir yerlerde kırk yıl öncesinin bakışlarıyla baktığını bilmiyorlar mı? Veya umursamıyorlar mı?

SAHİPSİZ KALAN ANILAR

            Genellikle bu tür fotoğraflar kendileri bu dünyadan göçüp giderken arkalarında onları uğurlayıp, onlardan kalan anılara saygı gösterecek kimseleri kalmamış olanların fotoğraflarıdır. Son yaşadıkları mekânlarda vakıf görevlileri veya umursamaz mirasçılar onlardan kalan eşyaların değerlendirmesini yaparlar. Eşyaların her kıvrımında, tahtanın her kıymığında, çivisinde, kitapların her yaprağında onlardan hala yaşayan izler varken bir eskici veya hurdacı çağrılır, değerli bulunmayan şeyler çoğunlukla küçük, ahşap bir el arabası ile oradan uzaklaştırılır.

            Ne zaman sokak aralarında bezgince ahşap tekerlekli tezgâhını iterek dolaşan bir eskiciyi görsem hemen tezgâhın üzerindeki ganimetlere bakıp “Yine birisi kimsesiz öldü” diye düşünürüm. Arabadaki biblo, saat v.s. ve kitaplara bakarak ölenin yaşını ve cinsiyetini tahmin etmeye çalışırım.

            İşte şu kırmızı camdan kadehler ve şu biri çatlamış yaldızlı fincanlar büyük olasılıkla hanımın çeyizinden kalma. Kim bilir belki de bir bayramda veya özel günde hatırşinas bir aile dostu tarafından hediye edilmişlerdir. Ya şu 45 lik küçük plaklar? Gönül Yazar’ın, Zeki Müren’in eski resimleri eşliğinde eski şarkıları. Bir tane de Erol Büyükburç… Çok genç, çok süslü… Anladığım kadarıyla ölen bir yaşlı bir hanımefendi. Allah rahmet eylesin.

GEÇMİŞ HIRSIZLARI

            Yine pasajdaki eski fotoğraflara dönecek olursak, birden merak ettim, kendisi ile hiç alakası olmayan birilerinin fotoğraflarını kim ve neden satın alır? Bunun cevabını birlikte dolaştığım arkadaşım verdi; bazı kimseler kendilerine düzmece bir geçmiş yaratmak istediklerinde buralardan kafalarına göre resimler alıp ailelerinin geçmişte kalan atalarının resimleri diye evlerinin başköşelerine yerleştiriyorlarmış. En çok tutulanlar da resmi kıyafetli paşa dede resimleriymiş. Ne kadar kolay bir şey… Soyunuz toprak işçisi mi? Siz daha asil, daha seçkin bir geçmişe mi gereksinim duyuyorsunuz? Hemen eski fotoğraf satan bir yere koşun, saray gibi bir evde çekilmiş hanedan tarzı bir ailenin fotoğrafını alın. Bir de hikâye uydurun şöyle inandırıcı tarafından. “Efendim, Paşadedem köşkünde gördüğünüz gibi bu ipekler ve mücevherler içindeki ailesi ile yaşarmış. Onun soyundan gelen bizler de doğal olarak böyle asil ve seçkin olduk” işte size istediğinizden ala bir geçmiş.

Geçmiş hırsızlığı bu kadarla da kalmıyor. Bazı sosyete kermeslerinde nakit sıkıntısı çeken asil aile kalıntılarının geçerliliğini yitirmiş eski tapularını antika fiyatına sattıklarını duyuyoruz. Bunları alan kişiler eğer özel koleksiyoncu değillerse farklı çevrelerde kendi atalarından kalan şeyler olarak yutturuyorlar etrafa. Bunlardan birini alırsanız varlıklı bir kökeniniz de var artık. Zenginseniz kimse size “sormadan görme” diyemez. Eğer maddi durumunuz pek parlak değilse o zaman da güngörmüş bir ailenin geride kalan şanssız bireylerinden birisiniz. Paranız fazla olmayabilir ama kanınızdaki asalet sizi yine de seçkin çevrelere sokmaya yeterli olur. Zaten tavrınızda, duruşunuzda da o asalet hemen hissediliyor. Peki, gerçek atalarınızdan kalan görsel malzeme ne olacak? Artık onları da yok etmek lazım. Belki de eski resim alanlara satılır. Kimbilir bir gün birileri onları kendi ataları olarak kabul etmek isteyebilir. Kısacası yaşam şaka gibi ama şaka değil. Bunların hepsi gerçek…

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar