FACEBOOK YOKKEN NE YAPIYORDUK?

  İnsanların bireysel olarak iletişimlerinin çok zayıfladığı bu yenidünyada konular artık insandan insana yansıma yolu ile yayılamıyor.

                              

          Günümüzde yaşanan gerçeğimiz ne olursa olsun onun bilgisini topluma ileten “medya” denen belirleyicidir. Medya denilince gazeteler, dergiler, radyo ve TV dışında artık İnternet denilen bir dünya Efendisi var. Dünya Efendisi diyorum çünkü günümüzde bir bilgi, fikir ya da kişi İnternet kapsamındaki yeri kadar var. Gitgide zihinsel kapasitelerimiz bile İnternet’le sınırlı hale geliyor. Yalnız bunun müjdeli bir yanı da var. İnternet’in içeriği her gün olumlu ya da olumsuz biraz daha genişliyor. BU da bizim gittikçe daha zekileşmemiz, daha bilge olmamız anlamına geliyor. Canlıların başlangıçtan bu yana olan evrimleri incelendiği zaman gereksizleşen bazı organların dumura uğrayarak yok oldukları görülür. Bu bağlamda bir süre sonra ucunda göz bulunan bir parmak haline gelmemiz kaçınılmaz oluyor. İnternete girmek için daha fazlası gerekmiyor ne de olsa.

SANAL MİSAFİRLİKLER

            Espri bir yana Facebook, Twitter gibi yeni uygulamaları da katarsak çok farklı bir iletişim dönemine girmiş bulunuyoruz. Bu iletişim yaygınlık açısından sınır tanımayan ama oldukça yüzeysel bir iletişim. Örneğin Facebook paylaşımlarında tanımadığınız bir insanın evine gidip bir çayını bile içmeden onun fotoğraf albümüne bakabiliyorsunuz. Listenizde olan kişilerin gecenin hangi saatinde uyanık olduğunu, ruh durumunu bilme şansınız var. Üstelik de aynı çatı altında yaşayıp, diğer odada uyuyan aile üyelerinden daha önce…

            Medyanın kolları durumunda olan yazılı ve görsel basın kuruluşlarının yer aldığı sektör, kazanç kaygısının, rekabetin en üst düzeyde adeta kıyasıya yaşandığı bir yarış alanı durumunda. Bu yarıştaki malzeme ise toplumsal ve bireysel olarak yaşanan olayların kamuoyuna aktarılması… Aktarılma işlemini profesyonel olarak yapan bu konuyu meslek edinen kişilerin durumunu anlıyorum. Anlayamadığım başkalarına bilgi, özellikle kişisel bilgi aktarmak zorunda olmayanların bu toplu iletişim yolu ile sürekli bilgi aktarmak istemeleri.

İNTERNET’TEN FACEBOOK HAKKINDA BAZI BİLGİLER ALDIM

Bu bile başlı başına bir ironi). Deniyor ki, ”Yılsonunda 60 milyon üyeye ulaşması beklenen Facebook daha şimdiden en büyük fotoğraf ve haber sitesi olma yolunda. Her ay 4 milyon üye ekleniyor. Ayda 600 milyondan fazla arama yapılıyor. Toplam 30 milyar sayfaya bakılıyor. Günde 9 milyon fotoğraf ekleniyor. Siteye daha şimdiden 1.8 milyar fotoğraf eklendi. Üstelik kısa sürede dünyanın en çok ziyaret edilen 7’nci sitesi haline geldi. Facebook’ta 500 bini aşkın grup bulunuyor. Facebook’un en büyük kullanıcı grubu 17-25 yaş arası kızlar (yüzde 69). Üyeleri hakkında her gün 300 milyon bilgi notu güncelleyen Facebook, dünyanın en büyük kişisel haber sitesi”.

BEN FACEBOOK U SEVİYORUM

            Şaşırtıcı değil mi? Ben aslında bu iletişim yollarına karşı değilim. Yüzeyselliği bir yana bırakırsanız oldukça da yararlı. Ben altı aydır Facebook üyesiyim. Şimdiden ömürlük olduğunu düşündüğüm iki dost edindim. Bu dostlarla normal koşullarda tanışabilme şansım yoktu. Birisi yurt dışında yaşayan çok kısa süreler için İstanbul’a gelen çok nitelikli bir hanımefendi. Kendisi ile hayvanlarla ilgili bir konuda yazışırken birçok ortak konumuz olduğunu keşfettik. Şimdi yüz yüze tanışmak için gün sayıyoruz. Kadın iş gücünün örgütlenip, değerlendirilmesi ile ilgili bir arkadaşımın da katılımı ile sanırım iyi bir şeyler yapacağız birlikte.

            Eskiden tanıdıklarıma gelince; bazılarının hiç bilmediğim ilgi alanları, kişiliklerinin çok renkli yanları olduğunu şaşkınlıkla görüyorum. Bazı dostları yitirmişken tekrar bulduğum da oldu. Üstelik kimisi binlerce kilometre uzaktayken…

            Bu hafta bir konsere giderken yolu tam bilmediğimi fark ettim. Şimdi İnternet arama motorlarından aramak da uzun sürer. İlk ne düşündüm biliyor musunuz? Bilemezsiniz doğal olarak. “Arabayı kenara çekip Facebook’a girip dostlara sorayım, elbet bir bilen çıkar” diye düşündüm. Veee…. Yüz yüze tanışmadığım sanal bir arkadaşın yönlendirmesiyle hoooop… Adresteyim. Fazla söze ne gerek var? Belki bu yazıyı Facebook’ta da duyururum. Dostlar okusun…

 

 

 

 


 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar