Çaĝdaş portreler: Margaret Thatcher  

Hayatta iken hayatı bir film konusu olan bir politikacı hemen hemen yok gibidir. Bunun istisnası hayatında her zaman farklılık yaratmış olan eski İngiliz Başbakanı Margaret Thatcher'dir.

1970 -1990 arasında dünya politikasında derin izler bırakmış olan Thatcher, Demir Leydi – Iron Lady – olarak ün yapmııştır.

Thatcher'in Demir Leydi unvanı kişiliğinden kaynaklanmaktadır. 13.10.1925'de orta sınıfın alt tabakasından bir bakkal dükkânı sahibi babanın ve ev hanımı bir annenin tek çocuğu olarak dünyaya gelen Thatcher, hayatı boyunca verdiği kararlarda hiç bir zaman sapma göstermemiş, verdiği kararları, varsa eleştirilere rağmen, sonuna kadar uygulamıştır. Bir çoklarının karar vermekte tereddüt ettiği, çekindiği konuların üzerine gitme cesareti göstermiştir. İIngiltere'de politika  alanına girişi, politik hayatı ve politikadan  çekilişi de bu cesaret örnekleri ile doludur.  Ahlâk konusunda hiç taviz vermemiş, rasyonellik ve bireyin bağımsızlığı ve özgürlüğü  üzerinde  odaklanmıştır. Kendisine onun için Demir Leydi denmiştir. Bütün dünyada saygı duyulan bir kişi olarak tarihe geçmiştir.

 Oxford Üniversitesi'nden eczacılık  diploması alan , sonra  hukuk okuyup avukat olan Thatcher Birleşik Krallığın ilk kadın başbakanıdır. En uzun süre başbakanlık (1979 – 1990) yapmıştır. Muhafazakâr Parti'nin ilk kadın lideridir. İlk kez parlamentoya 1959'da Finchley'den milletvekili olarak katılmıştır. Ed Heath hükümetinde 1970 -1974 arasında Eğitim ve Teknoloji Bakanı olarak görev almıştır. Heath'in ofisinde kendisinden parti liderliğini, Heath'in şaşkınlığı içinde,  istemesi ve 1975'de parti lideri olması İngiliz politik hayatının seyrini değiştirmiştir.

1979  seçimlerini kazanarak başbakan olan Thatcher'in temel ekonomik politikası Chicago Okulu'ndan Milton Friedman ve Avusturyalı Frederich von Hayek'in monetarist düşünce sistemine dayanır. Para politikalarıyla, para arzı ve faiz araçlarını kullanarak ,  ülke ekonomisini yürütmek ve yönetmek  mümkündür. Devlet sanayi ve ticaretten elini çekmelidir. Ana görevi olan eğitim , sağlık , iç ve dış güvenlik ve bayındırlık konularına eğilmelidir. Bu görevlerini yaparken bile verimliliği arttırmak için taşeron şirketler – outsourcing – kullanmalıdır. Bu politikaların bir sonucu olarak  Thatcher hükümeti  devlete ait bütün şirketleri ya özelleştirdi ya da tasfiye etti. Özelleştirmenin önemli bir kısmı şirketleri halka açarak , hisse senedi borsası yoluyla oldu. Devlete ait olan ve yoksul sınıflara az bir kira ile kiralanmış olan bir milyona yakın evi kiracılarına uygun koşullarla sattı. Bunlar taviz verilmeden çok hızlı bir şekilde gerçekleştirildi . Hazineye şirket özelleştirilmelerinden 29 milyar ve ev satışlarından  18 milyar sterlin – toplam 70 milyar dolar – gelir sağlandı.

 

Thatcher'in en büyük mücadelesi sendikalara , özellikle madenciler sendikasına karşı oldu. Grev ve iş yavaşlatma tehditlerine karşın , sendikaların gücünü azaltan yasalar çıkardı. Daha fleksibil bir işçi piyasasının oluşmasını sağladı.  Finansal hizmetler kesimindeki tekelleşmeyi ortadan kaldırdı ve bu kesimi rekabete açtı. Devletin sosyal hizmetlere harcamalarını azalttı ve sıkı kontrol altına aldı. Bir çok teşvik ve desteği kaldırdı. Piyasalarda tam rekabetçi bir ortamın oluşmasını sağlamaya çalıştı.

Bu politikaları ile ABD'deki Reagan yönetiminin politikaları hemen hemen tam olarak örtüşüyordu. Başkan Reagan'la arası çok iyi idi.

 

Sovyetler Birliği lideri Gorbachev Londra'yı ziyaret ettiğinde , Thatcher artık soğuk savaşın bittiğini ilân etti ve Gorbachev'le işbirliĝi yapılabileceğini belirtti. Sovyetler Birliği, ABD'nin   özellikle  Reagan döneminin,  yaptığı savunma harcamaları yarışına dayanamadı ve ekonomisi büyük bir sıkıntıya girdi. Gorbachev'in reform politikaları işe yaramadı . Sovyetler Birliği çöktü ve ardından onun hegemonyası altındaki Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkeleri tam bağımsızlıklarını ilân etti . Bu çöküşün gerçekleşmesinde Reagan – Thatcher işbirliğinin rolü yatsınamaz. Baba Bush  yönetiminin ilk Irak savaşı da Thatcher'in önerisi ve desteği ile gerçekleşmiştir. Fakat savaş başladığında kendisi başbakanlıktan ayrılmıştı.

 

Thatcher AB'nin politik birliğine karşı çekimserdi. İki Almanya'nın birleşmesine karşı idi. Thatcher iktidarı sürecinde İngiltere'yi yeniden etkin bir dünya devleti haline getirdi ve İngiliz ekonomisini yeniden canlandırdı. Ev sahipliği oranı onun iktidarında yüzde 55 'den 67 'e  ve hisse senedi borsasına para yatıranların ülke nüfusuna oranı yüzde 7 'den 25' e yükseldi ve kişisel servetler yüzde 80 artış gösterdi.  Ortalama kişi başına ulusal geliri 30.000 dolardan yukarı olan İngiltere bugün ABD, Çin, Japonya , Almanya'dan sonra Fransa ile başa baş dünyanın 5. büyük ekonomisine sahiptir. Fakat işsizlik ve sosyal rahatsızlıklar tam olarak  çözülememiştir.

 

 İngiltere'nin sahip olduğu780 Falkland adasından iskân edilmiş olan, 1800 kişinin ve 600.000 koyunun yaşadığı ikisini 600 km. uzaklıktaki Arjantin'in 1982'de işgal etmesi üzerine 12000 km uzaklıktaki İngiltere'den gönderdiği savaş gemileriyle karşı durması ve Arjantinlileri yenmesi , onun azalmakta olan popülaritesini tekrar yükseltti. (Richard Vinen;Thatcher's Britain;Simon & Shuster; London 2009;Shf;134) .yeni seçimleri kazanmasına neden oldu. 88'de seçimleri üçüncü kez kazandı.

 

Bir çok liderin iktidarının en tepe noktasına ulaştığında yakalandığı halktan uzaklaşma , toplumun isteklerini ve dertlerini anlayamama , kendi yaptığı her şeyin doğru olduğuna inanma hastalığı , kendi partisi içinde Heseltine'nin başlattığı muhalefet hareketi sonucunda , Hollanda'da resmi ziyaret yaparken, iktidardan düşürülmesine neden oldu. Başbakanlık binası Downing Street 10'dan gözleri yaşlı olarak ayrılırken, yanında her zamanki desteği eşi , iş adamlığından emekli Dennis Thatcher bulunuyordu.

 

Bir çok ödül almış olan Thatcher'e bitirdiği Oxford Üniversitesi  Fahri Doktora vermek istedi. Fakat hocalardan ve öğrencilerden kurulu kurul ,  geleneklere aykırı olarak , oylamada olumsuz oy kullandı ve doktora verilemedi. Londra'da  bakıcısının ve kızının kontrolunda yaşayan Thatcher kocasının ölümünden sonra Alzheimer hastalığına yakalandı ve bu hastalıktan 8 Nisan 2013’de Londra’da hayatını kaybetti.