BİRAZ DA ŞİİR CAHİT SITKI TARANCI

Bugünlerde 80 yaşına ulaşmakta olan ya da o yaşı biraz geçen kuşakların gençliğinde çoğunun bir şiir defteri vardı. Zamanın çok beğendiğimiz şiirlerini defterlerimize yazardık. Hatta kendimiz de, Attila İlhan’ın dediği gibi - olmayan sevgililerimize ya da platonik duygular içinde olduğumuz kız arkadaşlarımıza şiir yazmaktan geri kalmazdık. O günlerin çoğu gençleri erkek olsun kız olsun birer amatör şairdi. Daha sonraları bazıları da profesyonel şair oldular. Bu defterlerde en çok yer alan şairlerden biri, Türk şiir dünyasının en önemli isimlerinden biri olan Cahit Sıtkı Tarancı idi.

 

4 Ekim 1910 da Diyarbakır’da doğan Tarancı geçirdiği ağır bir hastalıktan sonra Viyana’da bu dünyadan ayrıldı. 26 Ekim 1956 Cuma günü Hacı Bayram’daki Cuma namazından sonra , büyük bir kalabalık eşliğinde toprağa verildi. İstanbul’da Galatasaray lisesini ve Mülkiye’yi bitirdikten sonra Paris’de 1938’de Sciences Politiques eğitimi görmeye başladı. Harp nedeniyle yurda geri döndü. 1946 yılında CHP’nin şiir yarışmasını Otuz Beş Yaş adlı şiiri ile kazanarak Türk şiir dünyasında çok önemli bir yer aldı. Sevilen, mütevazi bir şairdi. Şiirlerinde yaşamanın ve aşkın güzelliğinden, yalnızlıktan ve ölümden çok söz etti. Şiirlerindeki anlatım gücü ve güzel Türkçesi ile dikkati çekti Ömrümde Sükut, Otuz Beş Yaz, Düşten Güzel isimli şiir kitapları sağlığında, Sonrası ve 22 hikayesini ve makalelerini kapsayan Yazılar isimli kitabı ölümünden sonra yayınlandı. Ayrıca Baudelaire, Laforgue, Apollinaire, Verlaine, Alfred de Musset ve Nerval gibi önemli Fransız şairlerinden şiir tercümeleri yaptı.

Varlık Dergisinin 1.3.1951 tarihli sayısında kendisi ile yapılan bir röportajda Tarancı şiir anlayışını şöyle anlatıyordu (Otuz Beş Yaş – Can Yayınları; 9); “Bendeki Lamartin sevgisi Galatasaray onuncu sınıfa kadar sürdü. Orada Baudelaire’i keşfettim, daldım “Elem Çiçeklerinin” sonsuz bahçesine. ..Onu okuduktan sonra düşünüşüm, duyuşum, görüşüm değişti. Buadelaire, elinde tutuğu canlı meşale ile bana tutacağım, tutmam gereken yolu gösterdi. Baudelaire bana suyun dibine inmeyi öğretti: içimle dışım arasındaki farkı “”Kötülük Çiçeklerini” okuduktan sonra anladım. O bana kendimi buldurttu ve ben hayatımı Baudelaire’i okuduktan sonra, ondan öncesi ve sonrası diye ikiye ayırdım”. “Sanatçı, gönül rahatlığı ile çalışabilmek için, bu çalışmalarına herhangi bir şekilde karışılmamasını ister, bu da onun en doğal hakkıdır. Bir sanatçının herhangi bir şekilde korunmasına taraftar değilim, sanatçı hayat kavgasında yalnız kala kala, yenile yenile kendini olgunlaştırır.” Tarancı, Ahmet Haşim, Yahya Kemal ve Yunus Emre’yi Türk şiirinin temel taşları olarak görür. Yunus’un “Bir ben vardır ben’den içeri” dizesini Baudelaire’ı kıskandıracak bir dize olarak yorumlar.

Tarancı’nın ölümünden sonra Mahmut Makal kendisine ağabey dediği Tarancı için şöyle yazmıştı (Sonrası; 150); “Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirlerindeki sağlam mısra yapısından tutun da dilindeki tabiilik ve akıcılık yanında sağlam, sonsuz temalar işleyişi, insanoğlunun sarmaşdolaş olduğu kaçınılmaz hal ve akibetleri yerine göre bir filozof, yerine göre bir din adamı ve yerine göre bir sosyolog , bir psikolog olarak işleyişi, yani sanatkar yanı uzun uzun incelenmeye değer. Zamanla bu yapılacaktır. Ve yapıldıkça daTarancı’nın değeri daha etraflı olarak anlaşılacak, edebiyat tarihimize geçecektir..”

Ortanca kızkardeşi Bayan Yıldız Köksal Yaşar Nabi’ye yazdığı mektupta (Sonrası; 154) ağabeyinin ona, Fransızca öğretmenin yanı sıra bir şiir defteri tutmasını söylediğini belirtiyor ve devam ediyor; “Buna kendisinin öğrettiği bir çok güzel şiirleri, bilhassa Ahmet Haşim’inkilerle kendininkilerini de yazmağı hep o öğretmişti”. “Bugün artık tek tesellimiz , sevgili ağabeyimize edebiyat alemimizde verilen güzel mevki ve onun daima anılacağına inanmış oluşumuzdur.”