“AŞK İMİŞ…”

   Abdülhak Şinasi Hisar (1883-1963) edebiyat dünyasına denemeler yazarak girmiş, ardından şiirleri yayımlanmış, daha sonra mensur şiirler yazmış ve anı türünde eserler vermiş olmasına karşılık 1940’lı yıllardan başlayarak yayımladığı romanlarla tanınır. Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü’nde Hisar’ı şöyle değerlendiriyor: “Eserlerinin ağırlık noktasını mutluluklarla geçmiş gençliği ve 20. yüzyıl başlarındaki rahat İstanbul yaşamları oluşturdu.”

 

   Konuları anılarından ve yakın çevresindeki hayatlarla ilgili gözlemlerinden kaynaklanan romanları Hisar’ın bir İstanbul yazarı ve İstanbullu yazar olduğunu gösterir gerçekten.

   Hisar, eski edebiyatımızı çok iyi tanıdığı gibi, Galatasaray’da okuduğu ve yüksek öğrenimini Fransa’da Paris’te yaptığı için Fransız edebiyatını da çok iyi bilen bir yazar. Divan şiirinden seçtiği beyitler ve dizelerle oluşturduğu Aşk imiş her ne vâr âlemde adlı seçkisi eski şiirimiz konusunda ne kadar donanımlı olduğunu gösteren bir yapıttır.

   Söz konusu seçki ilk kez 1955 yılında yayımlanmış. Hisar, seçkinin girişindeki uzunca önsözde hem Divan şiirini değerlendirir ve hem de şiir sanatı konusundaki görüşlerini sergiler.

   Seçki bölümlere ayrılmış. Seçkiye ve ilk bölüme ad veren dize Fuzûlî’nin bir beytinden:

   “Aşk imiş her ne vâr âlemde / İlm bir kil ü kâl imiş ancak”

   Bu bölümde Fuzûlî’den pek çok alıntı var. Hisar, pek tanınmayan şairlerden de ilginç dizeler seçmiş. Neccar zade Şeyh Rıza’nın “Lisân-ı aşkı bilir terceman bulunmadı hiç!” dizesi bunlardan biri.

   “Hüsn ü ân” (Güzellik ve zarafet) başlıklı bölümden: “Göz ucuyla âşıka geh lûtf ider gâh itâb!” (Nef’i). “Hüsn olur kim seyriderken ihtiyâr elden gider!” (Ziya Paşa).

   “Hevâ vü Heves” (Zevk ve şehvetler) bölümünden: “Yetmez mi temâşa-yi cemâl, el de sunarsın; / Ey âşık-ı mihnetzede! buldukça bunarsın! (Sâmi Mustafa). “Ruhsat bulunur dâmen-i canân ele girmez, / Canân bulunur gûşe-i imkân ele girmez!” (Haşmet).

   “Ayş ü nûş” (Zevk ve safâ) bölümünden: “Ben vâr iken gerek bana bû zevk ü safâ, / Bir gün gele ki görmeye kimse türâbımı!” (Bayezid-i Sanî / İkinci Bayezid). “Meyhâne yıkıldı, mest ayakda!” (Abdülhak Hâmid).

   “Yâr ve cânan” bölümünden: “Yârsız kalmış cihanda aybsız yâr isteyen! (Bursalı Ahmed Paşa). “Kâşki sevdiğimi sevse kamu halk-i cihân, / Sözümüz cümle heman kıssâ-i cânan olsa!” (Taşlıcalı Yahya Bey). “Bu gün şâdım ki yâr ağlar benimçün! (Meçhul). “Çeşmini gördüm, unutdum derdi de, dermânı da! (Gâlib Dede).

   “Firâk ve Hicran” (Keder ve ayrılık) bölümünden : “İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile!” (Neşatî). “Sen gelmeyince hâtıra görsen neler gelir!” (Nâbi).

   Bu dizeler ve beyitler içinde yaşadığımız havadan biraz olsun bizi uzaklaştırır diye düşünmüştüm de…