GAZETE OKUMA ZAMANI

   Sabah kalkar kalkmaz günlük gazeteyi eline alanlar vardır. Bu gibi kimseler “daha yüzünü yıkamadan gazete okur” diye tanımlanır halk arasında. Bu tanım elbette abartılıdır ama sabahları ilk işi günlük gazeteyi okumayı alışkanlık edinmiş kimseleri tam anlamıyla anlatan bir tanımdır.

 

   Sabahları gazete okuma faslı hacet giderilip el yüz yıkandıktan sonra başlar genellikle. Ne var ki kahvaltıdan önce gazeteyi okumak bir yana gazeteye bir göz atmak bile bence sağlık açısından sakıncalı. Sanırım bilimsel açıdan da böyle değerlendiriliyor.

   Kahvaltıdan önce sadece haber başlıkları bile okunsa kahvaltı sonrası midede bir acayiplik olduğunu, dahası yenilenlerin midede gülle gibi oturup kaldığını hissedenler çoğunluktadır. Eski deyimiyle “hazımsızlık” şikâyetleri çok yaygındır.

   Elbette bu tür şikâyetler, yaşanan olumsuzluklara karşı duyarlı kimseler için geçerlidir. Olup bitenleri umursamayan ya da önemsemeyen, olup bitenleri kendisinden çok uzak bir ortamdaymış gibi tepkisizce karşılayanlar için geçerli değildir. Bu gibi kimselerde gazete haberleri ne mideye zarar verir, ne de onların zihin dünyasına. Dahası bu gibiler, bırakın sabahın körünü, günün herhangi bir saatinde de gazete okumayan kimselerdir.

   Farkındayım; bütün bu yazılanlar gazete okuyan ve sabahları gazete okumaya zaman ayırabilecekler, bir başka deyişle emekliler için geçerli. Gazete okuru ya da gazete meraklısı eğer çalışan biriyse işe gittiği günlerde ne kahvaltıdan önce, ne de kahvaltıdan sonra gazete okumaya zaman ayırabilir. Ancak iş dönüşü eve geldiğinde akşam yemeğine oturulacak saate kadar gazete okuyacak zamanı olabilir. Akşam yemeğinden sonra da gazete okunmamalıdır bence; uyku kaçırabilir. Ayrıca, televizyona dalıp kalmak da söz konusu.

   İstanbul’un bu kadar kalabalık olmadığı dönemlerde toplu taşıma araçlarında da gazete okuyanlara oldukça fazla rastlanırdı. Özellikle Şehir Hatları vapurlarında sabahları   gazete sayfalarının hışırtıları işitilirdi.

   Bir de, yolda yürürken bile gazete okumaya çalışanlara rastlanırdı. Bayiden, bakkaldan gazete alıp hemen oracıkta sayfalarına göz atanlar, dahası ayakta dikilip gazete okuyanlar da olurdu.

   Bir de gazete okumanın “mekân” tarafı var. “Gazete nerede okunur?” sorusuna “Gazete her yerde okunur” diye cevap verilebilir.

   Günümüzde de belki vardır ama eskiden birçok kıraathanede ya da kahvehanede günlük gazeteler bulundurulurdu. Gazete alamayanlar ya da değişik gazeteleri okumak isteyenlerin elinde bu gazeteler sabahtan akşama âdeta eskirdi.  

   Cep telefonuna, televizyona, internete rağmen gazete okumaya zaman ayıranlar hâlâ var. Gazete okumak, sonucu ne olursa olsun gerekli bir bağımlılık aslında. Böylesi bağımlılar Murat Katoğlu’nun deyişiyle “selüloz bağımlısı” sayılırlar.