ÇOK ESKİ BİR ŞAİRİN HATIRLATTIĞI…

   “Her kim bana ağyar ise Hak Tanrı ona yâr olsun; nereye giderse orası bağ ve bahar olsun.”

 

   “Bana zehir sunan kimsenin işi bal ve şeker olsun; zor işi kolay gelsin, eli başarılı olsun.”

   “Hayatımın acı olmasını isteyen; dünyada tatlı yaşasın. Kim ölümümü isterse onun ömrü bin yıl olsun.”

   “Benim acı çekmemi, düşman elinde inlememi isteyenin dostları sevinsin ve düşmanı da yakın olsun, candan dost olsun ona.”

   “Arkamdan taşlar atanı Tanrı hükümdar yapsın, tahta çıkarsın. Önüme kuyu kazanın da yollarına güller serilsin.”

   “Kim benim o dostumdan ayrılmamı dilerse gözlerinden perde gitsin, Yüce Varlık ona görünür olsun.”

   “Bu Muhlis oğlu Paşa’nın kim güldüğünü istemez de ağladığını isterse gözüm yaşı ona pınar olsun.”

   Yukarıda yer alan tırnak içindeki sözler Âşık Paşa’nın 7 dörtlükten oluşan bir şiirinin sözleri. Bunları düzyazıya çevirip günümüz diline aktarmaya çalıştık. Gerçi, söz konusu şiirdeki birkaç Arapça ya da Farsça kelimeyi saymazsak şiirin özgün biçimindeki dil sade ve anlaşılır bir Türkçe’dir.

   Eski şiirimiz konusundaki seçkilerinden herhangi birine baktığımızda ilk karşılaştığımız şairler arasında yer alan Âşık Paşa (1272-1333) Kırşehir’de dünyaya gelmiş. Horasan’dan Anadolu’ya gelen ve tasavvuf geleneği bağlı bir ailenin çocuğuymuş. Döneminin Anadolu halkına tasavvuf yoluyla töreleri öğretmek amacıyla Garib-nâme adıyla bir eser yazmış. On iki bin beyitlik bu eser Süleyman Çelebi’yi de etkilemiş. Şiirlerini hem hece ve hem de aruz ölçüsüyle yazmış. Ayrıca ilâhî ve gazelleri de var.

  1. yüzyıl tarihçilerimizden biri olan ve Âşıkpaşazade diye anılan Derviş Ahmed’in Âşık Paşa’nın torununun oğlu olduğunu da hatırlatalım.

   Âşık Paşa’nın yaşadığı dönem Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarıyla Anadolu Selçuklu Devleti’nin son dönemlerine rastlıyor. Başka türlü söylersek Anadolu’da beylikler arasındaki çatışma dönemi. Böyle bir ortamda tasavvuf ehli olmanın gereğini yerine getirme çabasına güzel bir örnek yukarıdaki şiiri.

   Âşık Paşa’nın bu şiirde yansıyan insancıllığına, hoşgörürlüğüne, özgecilliğine ve alçakgönüllüğüne hayran olmamak elde değil.

   İnsanların birbirini yiyip durduğu, birbiriyle didiştiği günümüzün sözüm ona uygar dünyasında, neredeyse 700 yıl önce yazılmış olan bu şiirin bildirisinin bize hatırlattıklarına ne kadar yabancı kaldığımızı söylemeye bilmem gerek var mı?