KAHVE FALI

   “Fal” Arapça bir kelimeymiş. Sözlüklerden birinde ilk olarak “iyiye yorumlanan şey” diye, ikinci olarak da şöyle tanımlanıyor: “Kahve telvesi, kâğıt, bakla gibi malzemelerin görünüş ve duruş biçimlerinden anlam çıkararak kader, kısmet ve talih gibi geleceğe ait bilgileri edinme işi.”

 

   Bir başka sözlükte de şöyle: “Gelecekten haber verme, kaybolanı bulma vb. amacıyla kimi nesnelere bakıp anlam çıkarma.”

   Dilimizde “bakı” da deniyor fala.

   Fransızca’da fala da, fal bakana da “augure” deniyormuş ve bu kelime “ogür” diye okunuyor/sesletiliyor. Bu da dilimizdeki “uğur” kelimesini çağrıştırıyor. Nitekim, Türkçe kökenbilim sözlüklerine bakarsanız eski Türk dilinde “ogur/ugur” kelimelerinin bir anlamı da “talih” imiş. İşin bu yanını fazla kurcalamayalım ve dilci, dilbilimci dostlara bırakalım.

   Falın Fransızca sözlükteki tanımı da şöyle: “(Eskiden) Falcılar tarafından işaretlerin gözlenmesi ve yorumlanması./ Bu gözlem soncunda gelecek konusunda yapılan yorum. (Yenilerde) Gelecek konusunda bilme, geleceği kestirme.”

   Falın ilkel topluluklarda da, ileri/çağdaş toplumlarda da var olduğu biliniyor.

   Uygarlık ne kadar ilerlerse ilerlesin insanlar gelecekleri konusunda hâlâ fala baş vurduklarına göre eskiden olduğu kadar günümüzde de falcılık para getiren bir meslek olarak varlığını sürdürüyor demektir.

   Fal çeşitleri çoktur ama bizim ülkemizde çoğunlukla kahve falı gözdedir. Özellikle kadınlar arasındaki toplantılarda, misafirliklerde kahve içildikten sonra fal bakma faslı başlar. Toplananlar arasında da iyi fal bakan bir iki kişi muhakkak bulunur.

   Fal bakmanın da kendine göre bir raconu vardır. Fal bakan hanım, kahve içildikten sonra   kahve tabağına ters çevrilip bırakılmış fincanın önce dibini parmağıyla yoklayarak soğuyup soğumadığını denetler. Fincan soğumuşsa ahenkli bir el hareketiyle kaldırılır ve bir süre fincanın içi gözden geçirilir. Bu sırada falına bakılan kimse fal bakanın yüz ifadesinden sonuçlar çıkarmaya çalışır. Derken fala bakan fincanı elinde dura dura çevirirken yorumlarını da sürdürmeye başlar.

   Çocukluğumda fala bakma “seanslarını” çok görmüşümdür. O zamanlar fala bakanın zaman bildirme konusundaki kararsızlığı tuhafıma giderdi. Çünkü, söz gelişi fala bakan “Üç hafta mı desem, üç ay mı desem, sana ferahlatıcı bir haber gelecek!” der çıkardı işin içinden. Üç hafta içinde olmazsa üç ay içinde gelecek ferahlatıcı haberi beklemenin oldukça sıkıntı vereceğini düşünürdüm.  

   Şimdilerde ise ülkemiz ve dünyanın geleciği niyetine bir kahve falı baktırsak feraha çıkma zamanı için ne kadar bir süre kestirilirdi acaba diye düşünüyorum.