MİZAH KONUSUNDA

   Mizahın çeşitli tanımları var. Bunlardan biri şöyle: “Dilimizde eğlence, alay, şaka, latife gibi mânalara gelmektedir. Güldürücü söz, durum veya davranış, fıkra, hikâye, resim ve karikatür de bazan aynı anlamda kullanılmaktadır… Mizah’ın başlıca gayesi güldürme’dir. Ayrıca düşündürebilir de. Güldürücü bir duruma, olaya görünüşe veya düşünceye tuhaf veya komik denir.” (Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi. Dergah Yayınları).

 

   Bir diğeri de şöyle: “Mizah; olayların gülünç, alışılmadık ve çelişkili yönlerini yansıtarak insanı düşündürme, eğlendirme ya da güldürme sanatına verilen ad.”

   Cenap Şahabettin gazete ve dergilerde yayımlanmış olan yazılarını Evrak-ı Eyyâm (1915) başlığı altında kitaplaştırmış. Söz konusu kitaptaki “Felsefe-i Mizah” başlıklı yazısında şöyle demiş (günümüz Türkçesiyle): “Mizah gazetelerinin sanıldığı ve tahmin olunduğundan pek fazlı bir görevi vardır: Uslandırma ve uyarı! Ve bu görevini sopa ile, yumrukla, kaba araçlarla değil, ustura gibi keskin nüktelerle, şeytan tozu gibi biraz yakan, biraz kaşındıran, hafifçe öfkelendiren zarafetlerle yerine getirir. Mizah gazetesinin her cümlesi bir gafilin buruna yönelen bir fiske olmalıdır.

   Mizahçının gözü, daima bir eleştirici merceğine yapışık, aralıksız çevresindeki toplumu gözden geçirecek ve gözetleyecek; etrafındakilerin pürüzlerini, aksayan yanlarını dengesiz hareketlerini görecek, şuh ve şen düzgün anlatım içinde okuyucularına göstererek yanlışlığa düşmüş olanları üstü kapalı olarak tavırlarını düzeltmeye çağıracak işlerimiz vardır ki, adliyenin müdahalesinden korunmuştur, kanun hiçbir cezayı gerektirmez. Söz gelişi yalan, gurur, ikiyüzlülük gibi resmî cezası olmamakla birlikte, bunların yok edilmesi gereken fenalıklar olduğunu hiç kimse inkâr edemez. İşte mizah gazetesi, bu kusurlara karşı kurulmuş bir darağacıdır. Cesaret edenleri mizahçıların kalem ve fırçaları sergiler ve herkesin kahkahasını kamçılar. Zira, sözgelişi tekzip edemeyeceğimiz bir yalancıya karşı – hiç şüphe yoktur ki – gülümseme bir çimdik, gülme bir tokattır.”    

   Haldun Taner ise, bilindiği gibi, yazılarında mizah çeşnisi ağır basan bir yazardır. “Mizah, bir an için olayların rayından kendini kurtarıp, onlara dışardan, daha objektif, daha serin kanla bakmaya yarar” diyor (“Siyasi Espri Üzerine”, Hak Dostum Diye Başlayalım Söze, 1978).

   Belçikalı gerçeküstücü şair Louis Scutenaire ise mizah konusunda “İşin içinden sıyrılmaksızın güç durumdan sıyrılmak” deyip çıkmış işin içinden!

   “Mizah” durup dururken aklıma takılmadı; Refik Halid Karay’ın Karga Bana Dedi ki: Mizah Yazıları (Memleket Yazıları 12, İnkılâp Kitabevi Yayınları, 2016) adlı kitabını okurken takıldı. Söz konusu kitabı, dizinin öteki kitapları gibi, Tuncay Birkan yayına hazırlamış. Mustafa Apaydın’ın “Bir Mizah Üstadı” başlıklı önsözü de Karay’ın mizah anlayışı konusunda önemli bir inceleme aslında.

   Mizah meraklıları ve ayrıca şu sıralar mizaha gereksinim duyanlar ya da biraz soluklanmak isteyenler Karga Bana Dedi ki’yi muhakkak okumalı bence.