“KUŞ” DENİNCE… (II)

   Aynı başlığı taşıyan önceki yazının girişi şöyleydi: “Şu yaşadığımız iç daraltıcı, yürek burkucu olaylarla dolu günlerde hoş ve havaî şeylerden söz ederek biraz olsun gündemi değiştirmeye fazlasıyla gereksinimiz var diye düşündüm.”

 

   Önceki yazının yayımlanışından bu yana üç hafta geçti ve iç daraltıcı, yürek burkucu olaylar her gün biraz daha arttı. Gündem değişmediğine ve daha da ağırlaştığına göre biraz olsun soluklanmak için yine hoş ve havaî şeylerden söz edelim. Daha doğrusu yine “kuş” konusuna dönelim.

   *

   Kaynağını söylemek istemediğimiz ya da gizlemek istediğimiz bir bilgiden söz ederken “kuşlar söyledi” ya da “kuşlardan duydum” der geçeriz.

   Mesafelerin ölçümü konusunda “kuş uçuşu” diye bir ölçü vardır halk dilinde. Metrik değildir ama şiirseldir. Yola çıkılan yerden varılacak yere kadar kuş gibi uçup gideceği duygusunu verir insana.

   Cennetkuşu, cennetkuşugillerden, ötücü bir kuşmuş. Latince adı “paradisea” imiş. Lâtince “paradisius”tan geliyormuş ve bu da “cennet” demekmiş.

   “Anka” ise bir masal kuşudur. İran efsanelerinde “simurg” adıyla anılır. Bizde de bu adla bilinir. Sözlükte “Kaf dağında yaşadığına inanılan, ismi var, kendi yok büyük kuş” diye tanımlanıyor.

   Karayolları bu kadar çoğaldığına ve yaygınlaştığına göre artık “kuş uçmaz, kervan geçmez” yer kalmış mıdır dersiniz?

   “Kuş kondurmak” deyimi “olağanüstü, o ana kadar görülmemiş bir şey yapmak” diye tanımlanıyor. Biri için “Kuş mu konduracak?” dendiğinde işin içine küçümseme de giriyor bana sorarsanız.

   Anımsatmadan geçmeyelim; argoda “kuş” erkek cinsel organı anlamında kullanılıyor.

   “Kuşluk” büyük kuş kafesi ya da kuşhâne demekmiş. Pilavlık tencereye de böyle denirmiş. “Kuşluk vakti” ise öğleye yakın zaman ya da öğleden sonra, akşamüstü zamanı demektir. Söz konusu zamanda küçük bir kahvaltı da yapılır. Buna da “kuşluk kahvaltısı” denir. Bizim ilkokul yıllarımızda bu amaçla “kuşluk teneffüsü” verilirdi. Daha sonraları buna “beslenme saati” denildi.

   Kuşbaz, küçük kuşlar yetiştiren ve bunlara marifet kazandıran kimseye denir. Kuşbazlık ilginç bir meraktır ve kuşbazlar dernek kuracak kadar birbirlerinden haberlidirler. Özellikle ötücü kuşları yetiştirip satanlara da “kuşçu” denir. Eskiden Eminönü’nde, Mısır Çarşısı’nın avlusunda pek çok kuşçu dükkânı vardı.

   “Kuş gözlemciliği” ise ayrı bir meraktır ve günümüzde bizde de yaygınlaşıyor.

   “Kuş” konusu biter tükenir gibi değil; daha anlatılacak çok şey var ama şimdilik bu kadarcık oyalanma yeter.