Yeni yılda da bırakamayanlardan mısınız?

İlk on yıl önce niyetlenmişim bırakmaya, tesadüf bu ya tam da yeni yıl arifesinde.

 

 “An geldi ben değişmeye karar verdim” diye yazmışım. Bu cümleyi yazdığım yeri ve o anki coşkumu gayet net hatırlıyorum. Kendime dair keşiflerimden öylesine büyülenmiştim ki her şeyin bambaşka olacağını düşünüyordum. Bir yanıyla öyle oldu ama benim zannettiğim gibi değil. Bilinçsel bir peri masalı yazmıştım kendime: Sonsuza dek mutlu ve farkında yaşayacaktım. Böyle olmadı. 

Daha bir kaç ay önceydi, yaz sonunda… İnsanların g üneş tutulmasının görüntülerini paylaşmak için yarıştığı saatlerde ben sayfa sayfa döşediğim listelerimi yakmakla meşguldüm: Değişik ebat ve kategorilerde bırakmak istediklerimin listesi. Yaşam alışkanlıklarını bırakmak öyle zor ki. Özellikle ilişkilerde. Hem kendinizle hem de diğerleriyle kurduğunuz ilişkilerde sizi içten içe kemirdiğini bildiğiniz öyle çok alışkanlık vardır ki, bilirsiniz ama bir türlü bırakamazsınız işte. Aynı türden etkilere yüzlerce kez aynı tepkiyi vermek, sonra da “hani bırakmıştık be arkadaş” diye hayıflanmak işten bile değildir bu yolda. Sonunda “tarih tekerrürden ibarettir” sözü insan olmanın kaderi galiba diye yelkenleri suya indirdiğiniz sırada, bir an gelir, farkedersiniz. Neyi mi? Sizi bırakıp gidenleri. Yeni yıla birkaç gün kala kendime dair umudumu ayağa kaldıran da bu oldu açıkçası. Bırakmak istediklerime öylesine takmıştım ki kafayı, listeden düşenlerin farkında değildim. Mesela kin ve nefret yoktu artık listemde. Oysa on yıl önce, sözde değiştiğim o günlerde ne çok doluydum: hem sevdiklerime hem de sevmediklerime karşı. Basbayağı kinliydim, öyle ya da böyle bir rövanş istiyordu benliğim. Bilinçsel peri masalımın sonunda bir yerlerde, tıpkı üvey anne ve kız kardeşler gibi gelip benden özür dilemelerini bekliyordum. Ya da ben hadlerini bildirecektim onlara. Olmadı. Bunun yerine hislerim ve beklentilerim terkettiler beni. Geçen zaman içinde düşüncelerimle beslemediğim oranda zayıfladılar, söylenmelerini duymazdan geldiğim ölçüde sesleri kesildi. Ve yolda bir yerlerde terketmiş olmalılar beni. Öfkelendiğim insanlar oluyor elbette ama ötesine geçmiyor hislerim. Mutlaka bir yerde durup kendi halime gülüyorum. Şimdi başa dönüp “iyi ki değişim anlık bir şey değilmiş” diyecek olursam katılır mısınız bana? Tarih tekerrürden ibaret değil ama hayrımıza çalışan sayısız tekerrürle dolu. Hayat defalarca soruyor “emin misin?” diye, ve biliyorum, her zaman da kibarca değil. Siz de bırakamayanlardan mısınız? Dert etmeyin, yolculuğun tabiatı böyle, ufak ufak ama sağlam ilerliyoruz. “Ne olacak yani 1 Ocak sabahı yeni bir dünyaya mı uyanacağız?” diyenlere de kulak asmayın. Aslında her an yeni bir ana uyanıyoruz. Ve gönlünüzden doğan niyetlerin de, sizin için gönülden dilenen dileklerin de dönüştürücü bir gücü var. Her şey gönlünüzce ve hayrınıza olsun.