Herkesin hikâyesi değerlidir

Merkür gerilemesi yetmezmiş gibi gözyüzündeki türlü mistik düğümlerin bizi gerim gerim gerdiği şu günlerde hepimizin sinirleri tepesinde.

 

Halının altına süpürdüklerimizin kabardığı zamanlardır böyle dönemler… Bir yanıyla can sıkıcı ama diğer yandan arındırıcı. Görmeyi ve bırakmayı bilen için elbette. Hazır bu kadar gerilmişken alın kağıdı kalemi elinize “Neden?”lerinize yanıt arayın. Derin kazmalısınız ama… Ve de dürüstçe. Görünenin altındaki çekirdeğe indiğinizde mutlaka bir takıntı bulacağınıza bahse girerim. Geçmiş senelerden birinde benzer bir dönemden geçerken bir can arkadaşımın sözü kendime getirmişti beni: “Kendine çuvallama hakkı tanımalısın” demiş, sırtımdan dünya kadar yük almıştı. 

Herşeyi layıkıyla yapma takıntısı kendi hikâyemizi onurlandırmamıza engel oluyor. 

Başarı elbette önemlidir. Her insan istediğini elde etmeye güdülenir. Fakat başarının kendisi odağımıza oturduğunda kantarın topuzu kaçıyor. Yuva kurmak, çocuk sahibi olmak, kariyer yapmak, para kazanmak, ev almak, zengin olmak, güzel olmak, genç kalmak, neşeli ve enerjik olmak, fit kalmak, iyi anne-baba olmak, iyi evlat olmak, iyi yönetici olmak…Liste böyle uzayıp gider. Oysa aklı selim düşündüğümüzde görüyoruz ki bunların hiçbiri hayatımızı anlamlı kılmaya yetmeyecek. Zaten her insanın yaşam yolculuğu kendi içinde anlamlı ve tutarlıdır aslında. Bir ruhun dünya deneyimini kabul edip yaşam sahnesindeki rolünü omuzlamayı kabul etmiş olması başlı başına saygınlık uyandıran bir varoluş sebebidir. Hayatın anlamı büyük küçük ayırmadan varoluşa katkımızı onurlandırdığımız anlarda ortaya çıkar. Hikâyeler işte böyle anları hatırlatır bize… Sıkça anlatılan bilgelik hikâyesindeki gibi: 

Kral yine bir gün -adeti olduğu üzere- halkının arasında tebdil-i kıyafet gezerken bir tapınak inşaatına uğramış. Asık suratla çalışan bir işçiye ne yaptığını sormuş. Canı fena halde sıkkın olan adam “Görmüyor musun? Taş taşıyorum işte” demiş. Sonra bir diğerinin yanına gitmiş Kral. Adam kibirli bir edayla “Ustalığımı konuşturuyorum” demiş. Ardından Kral yüzünde kocaman bir gülümsemeyle çalışan işçiyi farketmiş. Yaklaşıp ne iş yaptığını sormuş. İşçi “Ben bir tapınak inşaa ediyorum” demiş coşkuyla. Hikâyemizi değiştiren bakış açımızdır. Bir insan isterse biricik ömrünü taş taşıyarak da geçirebilir, kendini ispata çalışarak da…Belki de yalnızca inşaa etmektir bize iyi gelen. Coşkuyla…