Sizin Hikâyeciniz Ne Anlatıyor Bugünlerde?

Bir hikayecilik atölyesinde dört temel arketiple çalıştık önceki gün:

 

 Çocuk, Kurban, Sabotajcı ve Fahişe. Meğer ne çok kurban ve sabotajcı varmış aramızda. Ertesi gün sosyal medyaya göz attığımda gördüm ki, toplum olarak Fahişe arketipi tarafından çalkalanıyoruz. Fahişe arketipi hayatta kalma korkusuyla ya da maddi kazanç için insanın bütünlüğünün ya da ruhunun satılmasıyla ilgilidir. Az ya da çok hepimizin temas ettiği bir hayatta kalma arketipitir. Arketiplerden ilk Plato söz etmiş ve onları ebedi biçimler olarak tanımlamıştır. Mitolojide, hikâyelerde hatta rüyalarımızda insan zihni psikolojik kalıpları kişileştirir.

İşte duygularımız, dürtülerimiz, inanç ve eylemlerimiz de aynı yolla kişileşerek Arketipler olarak karşımıza çıkar. Eğer bir arketip kişisel ya da toplumsal olarak hayatımıza dokunduysa mutlaka dönüştürücü bir rol oynamak arzusundadır. Ama bir şartla: Arketipi gündeme salana değil kendi dünyamızdaki etkilerine odaklanmak şartıyla. Yani çok mu kızdık, canımız mı sıkıldı? Bunun üzerine öfke güzellemeleri düzmek yerine, nedenlerini kendi içimizde aramak gibi bir seçeneğimiz de var. Peki Fahişe arketipi bize ne soruyor? Kendimi gerçekten inanmadığım kurumlara ve inanmadığım insanlara hiç sattım mı? Bir bireyden güç kazanmak için onu kendisinden ödün verdiği bir duruma soktum mu? Etik açıdan benimsemiş olduğum bazı değerleri, hoşlandığım bazı kişiler ya da durumlar için esnetmiş olabilir miyim? Maddi düzenimi tehdit eden her türlü durumda “hayır” diyebilecek kadar güçlü müyüm? Tabii söz konusu sorgulamayı Fahişe arketipiyle sınırlayamayız. Takip ettiğim kadarıyla pek çok insan yaşananlar yüzünden kendini Kurban olarak görüyor, öyle hissediyor. Sosyal medya bir yanıyla özgürlüğe açılan kapımız ama diğer yanıyla da düşünmeden kalbimize aldığımız, bünyemize kattığımız psikolojik atıkların cenneti. O yüzden neye takıldığınıza dikkat edin ve nedenlerini içinizde arayın derim, nacizane. “Bu kadar büyük hırsızlıkların, yolsuzlukların yanında ufak tefek mecburiyetlerin lafı mı olur?” diyebilirsiniz. Ne var ki benim zihnim bir süredir böyle çalışmaya programlı. Sadece kendi hikayesini didiklemeye ve dikkatine takılan her şeyi kendi içine sormaya eğilimli. Çünkü gerçekten bilebildiğim tek hikâye kendiminkidir. Ve kendi hikayemin uçsuz bucaksız dünyasına daldığım günden beri net olarak anladığım tek bir şey var: İnsan sadece ve sadece kendini bilebilir. Geri kalanı boş konuşma ve zaman kaybından ibarettir.

------------

Dipnot: Dört temel arketip için Carolyn Myss, www.myss.com