Açın öğretmenlerin önünü

PISA sınavında yine sınıfta kalmışız. Türkiye 75 ülke arasında 50’inci. Neden?


Çünkü PISA bilgiyi değil, bilgiyi kullanmayı, analiz yeteneğini ölçen bir sınav.
Biz ne yapıyoruz?
Gözümüzden sakındığımız evlatlarımızı herkesin bir tıkla erişebileceği yığınla bilginin altına gömüyoruz. Bu sabah yine söyleniyordu bizimki. Okuldan nefret ediyormuş. Okul zamanı ayakları geri geri gidiyor. Her sene başı yeniden ezberlenir çarpım tablosu. Bir sonraki yıl tablonun dörtte biri eksik. Teknolojinin içine doğmuş çocuklara bilgisayar sınavında klavyenin üzerindeki tuşların adlarını sorarız. Dünyanın bir yerlerinde gençler teknolojinin sınırlarını zorlarken, biz kullanma kılavuzunu ezberler, kasasını inceleriz. Neden? Çünkü bizimkilerintemeli sağlam. Sırf bu sebeple İngilizce konuşmaya başlamadan önce zamanları ezberleyip birbirine çeviririz. Böylece bir turist geldiğinde hiç hata yapmadan şakır şakır konuşabiliyoruz. Türkçe dersinde harika bir okuma listesi vermişler bu yıl, gel gör ki okudukları kitaplardan da sınav yapıyorlar çocukları. Her kitap her insanda aynı izi bırakırmış gibi. PISA sınavındaki sorularda tek bir yanıt yokmuş mesela. Hatta çocuğun tutarlı bir açıklama yapması halinde verdiği yanıt ne olursa olsun kabul görüyormuş. Buna rağmen bizimkiler başaramamışlar sınavı. Aslında çocuklarımız değil, biziz başarısız olan. Onlar zaten her okul vaktinde bu eğitim sistemini de, öğrenme metodlarını da kusuyorlar. Bir arkadaşımın oğlu yüzde birlik dilimden öğrenci alan bir lisede okuyor. Öğrencilerin bir bölümünün bu okula girdikleri için pişman olduklarını söyledi. Daha doğrusu velilermiş pişman olan. Çünkü üç yıl sonra başka bir sınava girecekler ve binbir güçlükle girdikleri o okulda test çözülmüyor. Bilirim o okulda tek bir işlem verirler öğrenciye. Çözdükten sonra bir sayfa neden o şekilde çözdüğünü anlatmasını isterler. Açıklaması tutarlıysa işlem hatasından not kırılmaz. Sınavda çarpım tablosuna bakmak da serbesttir. Zaten geleceğin öğretmenleri de daha az eğitmen, daha çok akıl hocası olacaklarmış. Farklı disiplinleri harmanlayarak verecek ve öğretmekten çok yol göstereceklermiş. PISA Direktörü Andreas Schleicher Gazete Habertürk’e anlatmış: “Gelecek öğretmenlerde, en yetenekli kişileri öğretmen yapın, en iyi öğretmenlerinizi de en zor koşuldaki okullara verin” tavsiyesinde bulunuyor. Uyanalım artık çocuklarımızı hazırladığımız gelecekte A,B,C şıkları olmayacak. D-Hepsi olacak. Kendini olasılıklara açan, yaratıcılığına şans tanıyan, hata yapmaktan korkmayanlar hayatın hakkını verirken; ezberini hatırlamaya çalışanlar yerinde sayacak. Vizyonu bu kadar genişletemesek bile, öğretmenlerin önünü ufaktan açabilsek, onları test kitaplarının dışına çıkabilmeleri için cesaretlendirsek şimdilik bu da yetecek.