İşin Sırrı Hikâyede

Şener Şen’e “Neden bu kadar uzun bir süre ara verdiniz?” diye soruyor sunucu.“İyi senaryo gelmedi” yanıtını veriyor.

 

Yeni filmi “Yol Ayrımı”nı tanıtmak üzere NTV ekranında. Yavuz Turgul filmlerinde oynamak gibi bir ısrarının olmadığını anlatıyor Şen. Ama elli küsur senaryo okuduktan sonra film yapmaya değer ilk hikâye yine Yavuz Turgul’dan gelince, yolları bir kez daha kesişmiş. Filmin oyuncu kadrosu işinin ehli sanatçılardan kurulmuş. Hepsi aynı mesajı tekrarlıyor: Farkı yaratan hikâye; özgün bir senaryo sanatçıya da maharetini gösterebileceği bir dünya yaratıyor. Onları dinlerken birkaç yıl önce bir başka programda çocuklarına masal anlatmadığını söyleyen ve bunu ısrarla savunan ünlü senarist geldi aklıma. Televizyon dünyasında çok iş yapan tanınmış biri kendisi. Masal çocuklarının gerçeklik algısını zedeliyormuş. Kulaklarıma inanamamıştım. Ama artık şaşırmıyorum. Hikâyelerin dünyasına yabancı, sembollerle ilişkisi olmayan, anlatı ormanlarına hiç ayak basmamış o kadar çok yazar var ki… Sırf bu sebeple özgün bir şey üretemiyorlar. O zaman da ya klişelerin etrafında yüzlerce kez tur atıyorlar ya da adaptasyonlardan medet umuyorlar. O senaristin savunduğunun aksine masal çocukları hayata hazırlar, hayal güçlerini geliştirir. Yürüyecekleri yolu, tadacakları acıyı, düşecekleri karanlığı ve yolculuğun sonunda onları bekleyen hazineyi tarif eder. Yol ne kadar sarp ve dikenli olursa olsun yolculuğun güvenli ve anlamlı olduğunu kulaklarına fısıldar. Aslında büyük küçük hepimizin bunu hatırlamaya ihtiyacı var. Aksi takdirde gerçeklik diye bildiğimiz koşuşturmacanın içinde kaybolup gitmeye çok meyilliyiz.

Dünyaca ünlü psikiyatrist ve yazar Jorge Bucay, “Masallar çocuklara uyumaları, büyüklere uyanmaları için anlatılır” der. Çocuklarınıza masal anlatın. Bu hem size, hem onlara, hem de ilişkinize iyi gelecektir. Ama anlatacağınız hikâyeyi özenle seçin. Çocuklarınız sizin masallarınızla büyüsünler, Walt Disney’inkilerle değil. Küçükken dedemin bana anlattığı masalları bugüne kadar başka hiçbir yerde duymadım mesela. İmgesel emperyalizme karşı tedbirli olmakta fayda var çünkü masalların dili semboliktir, bilinçaltına hitap eder. Pamuk Prenses masalının orijinalinde üvey annenin ölmediğini sadece alt edildiğini biliyor muydunuz? Karanlık da bütünün parçasıdır ve hayat bu haliyle yaşamaya değerdir; konfor alanında değil. Küçük çocukların prenses ya da kahraman olmak istemelerinde bir beis yok ama onlara asıl hazinenin yolculuğun kendisi olduğunu belletmek gerekir -ki bu da hikâyecinin görevi. Hem bırakın kitabı bir yana, bedeninizin önüne duvar çekmeyin. Çocuklarınız sözlü anlatım geleneğini sizden öğrensinler. Sesinizin hikâyeye kazandırdığı ivmeyi, beden dilinizin karakterlerle bütünleşmesini ve nihayetinde duygularınızın geçirgenliğini görsünler ki, büyüdüklerinde kalpleriyle anlatmayı başarabilsinler.