AYDAN AY ve “ZÜHAL İLE CEMAL”

“Leyla ile Mecnun”, “Kerem ile Aslı”, “Tahir ile Zühre”, “Arzu ile Kamber”, “Ferhat ile Şirin” bunlar yüzyıl AYDAN AY ve “ZÜHAL İLE CEMAL”

 

“Leyla ile Mecnun”, “Kerem ile Aslı”, “Tahir ile Zühre”, “Arzu ile Kamber”, “Ferhat ile Şirin” bunlar yüzyıllar ötesinden günümüze gelen halkın ve halkın ozanlarının var ettiği halk hikâyeleri... “Zühal ile Cemal” için belki geleneğin modern zamanlar yansıması, diyebilirsiniz...

Zühal ile Cemal, bir roman mı? Sayılmaz. Öyküler kitabı mı? Sayılmaz. Şiir mi? Değil... Ama hepsinin tatlarını taşıyan anılar sarmalı. Aydan Ay’ın sevgi ile ilmek ilmek dokuduğu bu kitabının türüne “Anı Raman” demesi isabetli olmuş.

Zühal ile Cemal’den söz etmeden önce, bir kaç yıl önce “Bay Daktilodan Mektuplar” adlı öykü kitabını okuduğumuz Aydan Ay’dan bir kaç cümle ile söz edeyim:

Aydan Ay, yaşını gizleyen hanımlarımızdan değil. 17 Mayıs 1959'da Samsun'da öğretmen çocuğu olarak doğdu. İlk çocukluk yılları Samsun, Ankara ve Siirt’te geçti. O yıllarda İsmet Kemal Karadayı, Hasan Kıyafet, Fakir Baykurt. Dursun Akçam, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Halit Çelenk ve babası Behzat Ay gibi eğitim enstitüsü kökenli aydınlarımızla birlikte olma şansını yakaladı. İlköğrenimi babasının sürgün olduğu Erzincan’da yaptı. Daha sonraki eğitimini İstanbul’da tamamladı. Yaklaşık 23 yıl Paris’te yaşadı. 2010'da İstanbul’a döndü. 2011'de Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği YK üyeliğini üstlendi.

Aydan Ay’ın Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği’nde aktif görevli olduğu bilgisi sanırım sözünü edeceğimiz “Zühal ile Cemal” hakkında ipucu veriyor.

Aydan Ay’ı satırlarından okuyoruz:

Cemal Süreya'yı, çocukluk ve gençlik yıllarımda tanıdım. Babam Behzat Ay'ın yakın dostuydu. Sık sık buluşurlar, babam bu görüşmelere beni de bazen yanında götürürdü... ...

O yıllarda yalnızca adını işittiğim Zühal Tekkanat’la çok sonra tanıştım... Cemal Süreya ve Zühal Tekkanat için pek çok şey yazıldı. Ben, farklı bir şey olmasını istedim. Her ikisinin de geçmişlerini, aile yaşamlarını okuduğumda kesişmeler gözüme çarpmıştır.

Nicedir bir anı roman yazmayı istiyordum. Bu istek dört yıldır Zühal Tekkanat’la Cemal Süreya'nın hayatlarında yoğunlaşmıştı. Seber -Tekkanat ailelerini siyah beyaz çekilmiş bir fotoğraf gibi anlatmayı istiyordum. Bu düşüncemi Zühal Tekkanat'a açıklamıştım. ........ “

Aydan Ay, yukarıda sözünü ettiği “kesişmeler” olgusu üzerinde durmuş. Zühal ile Cemal’in fiziki birlikteliğin ötesinde ruh ve duygu birlikteliğinin temeline ulaşmak istiyor: Şöyle ki:

“Zühal Tekkanat'ın anneannesinin çocuk yaşında ve babasıyla birlikte Köstence'den Hendek'e, Cemal Süreya'nın ise kendisi çocuk yaşındayken ailesiyle birlikte Erzincan'dan Bilecik'e zorunlu göç etmeleri gibi nice benzerlik var hayatlarında. Her ikisi de anılarının kökeninde yer etmiş izleri taşımışlardır hep. Doğdukları yerlerden, evlerinden, sokaklarından, kentlerinden koparılmışlardı. Ardından aileye gelen felaketler... Zühal Tekkanat'ın anneannesinin babasının bir tarlada başı kesilerek öldürülüşü, Cemal Süreya'nın babasının geçirdiği bir kazada kafası parçalanıp beyni dışarı çıkarak ölmesi...”

Şiir acaba Zühal ile Cemal’in sığındıkları bir liman, bir psikoterapist koltuğu muydu? İç benlerinin gün ışığına çıkmış yansıması mıydı? Aydan Ay şöyle düşünüyor:

“Zaman içinde en çok şiirle beslenmişler; sevgili, eş, birbirlerine anne baba olmuşlar, en önemlisi dost kalmışlar. Günde 24 saat şiir yaşamışlar, her şeye de şair olarak bakmışlar. Şiiri günlük hayatlarının içine sokmuşlar ve birlikte yaşamışlar. Şiir hayatlarının köpüğü olmuştur onlar için. Çağın, hayatın, bütün bilgilerin, aşkların... Semtten semte, kentten kente taşınmışlar. Gündelik yaşamlarının sıkıntıları içinde, bir yandan yaşam kavgası verirlerken, bir yandan da evliliklerinde ve sonraki beraberliklerinde sevdayı dolu dolu yaşayan iki yüce insan ...”

Aydan Ay, “ bir buz parçasının çözülmesinden oluşan küçük bir su damlası,” diye yazmış. yazarken pek sıra kural gözetmemiş. Doğal haliyle aktarmış. Kitabının en anlamlı, en güzel yanı da bu. İşte duygu yamağı bir bölüm:

“.....Randevusu varsa mutlaka saat 16 için sözleşirdi. Bir gün birkaç dize yazdı, okudu bana:

“Saatin dördüne kursunlar beni / Gece mi olur, gündüz mü olur / Saatin dördüne kursunlar beni “

Dediği gibi de oldu. Gece sabaha karşı saatin dördünde kendine geldi, ertesi gün saat 16'da can verdi. Ölümünden önce, sanki öleceğini biliyormuş gibi, "Üstü Kalsın" şiirini yazdı:

“Ölüyorum tanrım / Bu da oldu işte. / Her ölüm erken ölümdür / Biliyorum tanrım. / Ama ayrıca, aldığın şu hayat / Fena değildir ... / Üstü kalsın ... “

Aydan Ay’ın “Zühal ile Cemal”’i Broy yayınları arasında çıktı.

 

lar ötesinden günümüze gelen halkın ve halkın ozanlarının var ettiği halk hikâyeleri... “Zühal ile Cemal” için belki geleneğin modern zamanlar yansıması, diyebilirsiniz...

Zühal ile Cemal, bir roman mı? Sayılmaz. Öyküler kitabı mı? Sayılmaz. Şiir mi? Değil... Ama hepsinin tatlarını taşıyan anılar sarmalı. Aydan Ay’ın sevgi ile ilmek ilmek dokuduğu bu kitabının türüne “Anı Raman” demesi isabetli olmuş.

Zühal ile Cemal’den söz etmeden önce, bir kaç yıl önce “Bay Daktilodan Mektuplar” adlı öykü kitabını okuduğumuz Aydan Ay’dan bir kaç cümle ile söz edeyim:

Aydan Ay, yaşını gizleyen hanımlarımızdan değil. 17 Mayıs 1959'da Samsun'da öğretmen çocuğu olarak doğdu. İlk çocukluk yılları Samsun, Ankara ve Siirt’te geçti. O yıllarda İsmet Kemal Karadayı, Hasan Kıyafet, Fakir Baykurt. Dursun Akçam, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Halit Çelenk ve babası Behzat Ay gibi eğitim enstitüsü kökenli aydınlarımızla birlikte olma şansını yakaladı. İlköğrenimi babasının sürgün olduğu Erzincan’da yaptı. Daha sonraki eğitimini İstanbul’da tamamladı. Yaklaşık 23 yıl Paris’te yaşadı. 2010'da İstanbul’a döndü. 2011'de Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği YK üyeliğini üstlendi.

Aydan Ay’ın Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği’nde aktif görevli olduğu bilgisi sanırım sözünü edeceğimiz “Zühal ile Cemal” hakkında ipucu veriyor.

Aydan Ay’ı satırlarından okuyoruz:

Cemal Süreya'yı, çocukluk ve gençlik yıllarımda tanıdım. Babam Behzat Ay'ın yakın dostuydu. Sık sık buluşurlar, babam bu görüşmelere beni de bazen yanında götürürdü... ...

O yıllarda yalnızca adını işittiğim Zühal Tekkanat’la çok sonra tanıştım... Cemal Süreya ve Zühal Tekkanat için pek çok şey yazıldı. Ben, farklı bir şey olmasını istedim. Her ikisinin de geçmişlerini, aile yaşamlarını okuduğumda kesişmeler gözüme çarpmıştır.

Nicedir bir anı roman yazmayı istiyordum. Bu istek dört yıldır Zühal Tekkanat’la Cemal Süreya'nın hayatlarında yoğunlaşmıştı. Seber -Tekkanat ailelerini siyah beyaz çekilmiş bir fotoğraf gibi anlatmayı istiyordum. Bu düşüncemi Zühal Tekkanat'a açıklamıştım. ........ “

Aydan Ay, yukarıda sözünü ettiği “kesişmeler” olgusu üzerinde durmuş. Zühal ile Cemal’in fiziki birlikteliğin ötesinde ruh ve duygu birlikteliğinin temeline ulaşmak istiyor: Şöyle ki:

“Zühal Tekkanat'ın anneannesinin çocuk yaşında ve babasıyla birlikte Köstence'den Hendek'e, Cemal Süreya'nın ise kendisi çocuk yaşındayken ailesiyle birlikte Erzincan'dan Bilecik'e zorunlu göç etmeleri gibi nice benzerlik var hayatlarında. Her ikisi de anılarının kökeninde yer etmiş izleri taşımışlardır hep. Doğdukları yerlerden, evlerinden, sokaklarından, kentlerinden koparılmışlardı. Ardından aileye gelen felaketler... Zühal Tekkanat'ın anneannesinin babasının bir tarlada başı kesilerek öldürülüşü, Cemal Süreya'nın babasının geçirdiği bir kazada kafası parçalanıp beyni dışarı çıkarak ölmesi...”

Şiir acaba Zühal ile Cemal’in sığındıkları bir liman, bir psikoterapist koltuğu muydu? İç benlerinin gün ışığına çıkmış yansıması mıydı? Aydan Ay şöyle düşünüyor:

“Zaman içinde en çok şiirle beslenmişler; sevgili, eş, birbirlerine anne baba olmuşlar, en önemlisi dost kalmışlar. Günde 24 saat şiir yaşamışlar, her şeye de şair olarak bakmışlar. Şiiri günlük hayatlarının içine sokmuşlar ve birlikte yaşamışlar. Şiir hayatlarının köpüğü olmuştur onlar için. Çağın, hayatın, bütün bilgilerin, aşkların... Semtten semte, kentten kente taşınmışlar. Gündelik yaşamlarının sıkıntıları içinde, bir yandan yaşam kavgası verirlerken, bir yandan da evliliklerinde ve sonraki beraberliklerinde sevdayı dolu dolu yaşayan iki yüce insan ...”

Aydan Ay, “ bir buz parçasının çözülmesinden oluşan küçük bir su damlası,” diye yazmış. yazarken pek sıra kural gözetmemiş. Doğal haliyle aktarmış. Kitabının en anlamlı, en güzel yanı da bu. İşte duygu yamağı bir bölüm:

“.....Randevusu varsa mutlaka saat 16 için sözleşirdi. Bir gün birkaç dize yazdı, okudu bana:

“Saatin dördüne kursunlar beni / Gece mi olur, gündüz mü olur / Saatin dördüne kursunlar beni “

Dediği gibi de oldu. Gece sabaha karşı saatin dördünde kendine geldi, ertesi gün saat 16'da can verdi. Ölümünden önce, sanki öleceğini biliyormuş gibi, "Üstü Kalsın" şiirini yazdı:

“Ölüyorum tanrım / Bu da oldu işte. / Her ölüm erken ölümdür / Biliyorum tanrım. / Ama ayrıca, aldığın şu hayat / Fena değildir ... / Üstü kalsın ... “

Aydan Ay’ın “Zühal ile Cemal”’i Broy yayınları arasında çıktı.

 

 

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar