ÜMİT ÖZTÜRK VE KUŞ OLUP UÇTU ZAMAN

Ümit Öztürk “Efkari” gibi önemli ozanları yetiştirmiş olan Ardanuç’ta doğdu. Gençliğe adım attığı yıllardan beri edebiyatla, özellikle şiirle hemhal oldu. Şiirlerinin dergilerde yayımlanmaya başlaması onu daha da isteklendirdi, yüreklendirdi. 2010’de ilk şiir kitabı “Birazı Unutulan” yayınlandı. Dört yıl sonra ikinci kitabı olan “Anla Eylül'ünü İçimin”le şiir severlerin karşısında oldu.

 

Uçtu Kuş Olup Zaman, Ümit Öztürk’ün üçüncü şiir kitabı. Broy Yayınları arasında 2016’da yayınlanmıştı. Yetmiş şiir içeriyor. Şiirlerin her biri “ilham geldi, bir anda yazdım oldu bitti...” türünden değil. Birikimin, şiir kültürünün ve kılı kırk yaran emeğin ürünleri. Bir şiirini aktarıyorum:

“BEKLENEN BAHAR // Yağmurlardan önce buldum seni / kalbimin içinde gezinir gibi / en güzel şiiri sana söylerim / uyu da rüyana gireyim emi. // şimdi geri alıp nakaratlarını / eksik dizelerimi başa sararak / zalim kahkahasıyla / bu kentin işime yaramayan düşü. / Bakıp kahve telvesinden yazgıya / üşürken yatağım yorganım / mazgallara bırakılmış bir sümbül / tuzlu gözyaşım ve gelgitlerim. // İnsanın insana ettikleriyle ürperen ikindi / saklanıp ayraçlarına / tanıklığıyla sevginin / okuduğum cüz. / Oy kıyısında dolanıp durduğum aşk / hayatın tarifelerine ismini söyleyerek beklerken baharı / savrulup metruk mevsimine / kayboldum bin bir çeşit. “

“...en güzel şiiri sana söylerim / uyu da rüyana gireyim emi?” Rüya ve düş motifi Ümit Öztürk’ün şiirlerinde sıklıkla yer alıyor. Zaten şiirin olmazsa olmazı olan imge de zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, hayal, hülya değil mi? Öztürk’ün diğer şiirleri de yerli yerine oturmuş imgeler sarmalı niteliğini taşıyor.

Bir Karanlık Su Gibi başlığını taşıyan şiirini, bir bütün olarak tahlil edebilmek için sayfalar dolusu yazmak gerek. “İç limanımda / o güzelim gülüşüyle / pırıl pırıl bir denizken / içi dışı bir olan aşk.” Şiirde bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılma sanatına mecaz derler. Mecaz da gerçek şiirin olmazsa olmazları arasındadır. İç limanı şairenin benliği, ruh dünyasıdır. Liman ebetteki denizde olacaktır. Denizin pırıl pırıl oluşu, bir gülüşe benzer ki, orada aşkın içi dışı birdir. Herhangi bir olayı gerçek nedeninin dışında daha güzel ve hayali bir nedene bağlayarak açıklamak, güzel neden bulmak bir sanattır. Buna eskiler. Hüsn-i Talil derler.

Aynı şiirde sanatçı diyor ki: “...ne doğru ne yanlış şaşırıyorum. // Düş kurma düş kurma / kemirirken yılları / yalnızlığın kat sayısına tire çekerek / ince dallarında kekeme bitişler. ...”

Doğru-yanlış kelimelerinin bir dizede kullanılması şiirde tezat sanatıdır. “Düş kurma, düş kurma...” dizesinde. Sözün etkisini güçlendirmek için sözcük ya da söz grubunu yineleme sanatı olan tekririn varlığından söz edebiliriz.

Ümit Öztürk, zaman zaman telmihlere de başvurmakta: “Kaf Dağı'ndayken sevgi ve dostluk...” Bize Kaf Dağı efsanesini hatırlatıyor. Bu efsaneler Simurgu, zümrüdü Anka kuşunu bekleyişi çağrıştırır. Şaire de “onlar uzak ben bekliyorum,” diyor.

“Hep Aynı Yerdeyiz Döne Döne” başlıklı şiire göz gezdiriyorum: Hüzün, veda, hüzzam, eylül, anılar, ilkyaz düşleri... evler, ağaçlar, ay ışığı, gece çulluklarının kanat sesleri, ağır ağır söken şafak... kış, döne döne kar...” Anlamca birbiriyle ilgili sözcüklerin bir arada kullanılması Tenasüb (Uygunluk) sanatıdır ki, bize Ümit Öztürk’ün ana fikrini ve üslubunu yansıtmaktadır.

“Kurt Düşlerinde Zaman” şiirinde “......Bir gerçeğin ardında / savrulup evrenin ters denklemine / kalbime düşen / bu acı daha önce de görülmüşken / düzelir diye bekleyen / ruh ve ten / içimi büken hiçlik / dar gelen kostümüyle / incecik bir çizgide yaşarken....”

Elbette “Hiç Olmak” kendini değersiz hissetmek değil. Tersine içindeki zenginlikleri keşfedip, bedenli kimliğinin özüne göre bilgisinin hiçliğini fark etmektir. Yalnızlık duygusu şuur sahasını kaplar. Hiçlik insanoğlunun kendi içindeki okyanusu seyretmesi, içine dalıp zenginliklerini fark edeceği ana kadar sabırla beklediği durumdur.

 

Yukarıda sözünü ettiğim gibi Ümit Öztürk’ün şiirleri “laf ola torba dola” cinsinden alt alta yazılmış kelime grupları değildir. Okuyup geçmek kimilerine zevk vermeyebilir. Ağır ağır okumak, düşünmek, şiir, duygu, iç benlerin gizemini çözmek gerek.

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar