ANLAT TRABZON

Esin Üçünçüoğlu’nun “Anlat Trabzon” kitabını alınca, yitik bulmuş gibi sevindim. Hani derler ya “Eller tatlı uykuda..” evet eller tatlı uykuyayken, ben “Anlat Trabzon”un kanatlarına binip, Trabzon ocak başlarını, bahçelerini dolaşmaya, ninelerin, dedelerin, uşakların, paçiların anlattığı hikayeleri, kıssaları, masalları, fıkraları, tekerlemeleri, bilmeceleri dinlemeye, onlarla hem hal olmaya başladım.

 

 

Esin Üçüncüoğlu bu kutlu ve toprağına vefa dolu yola çıkarken şöyle diyor: “Trabzon ey benim ata baba toprağım. Çocuklarını yüzlerce masal ve hikâye ile büyüten masallar evim. Bugün çoğunu unutmuş, bazılarını yarım yamalak hatırlıyor olsan da hüzünlenme. Çünkü ben, yıllar öncesi biz Üçüncüoğlu çocuklarına anlattıklarından derlediklerimi noktasına, virgülüne dokunmadan bu kitapla sana getirdim."

Üçüncüoğlu, daha önce "Adım Sende Trabzon" adlı kitabıyla, Trabzon’dan kültür dünyamıza ayna tutmuştu. Bu kez, Trabzon'a özgü masalları, öyküleri, araya serpiştirilmiş kısacık özdeyişleri çocukluğunun dünyasına dönerek derlemeye başlamış. Kaynağı bir çoğu aile çevresinden, yirmiye yakın anlatıcı olmuş. Diyor ki; “Ailemden bana kalan bu eşsiz sözlü mirası derleyip, sunmakla Trabzon'a olan gönül borcumun bir kısmını daha ödediğimi düşünmek istiyorum.”

Anlat Trabzon, Masallar, Yaşamdan Kesitler, Ders Verenler, Bulmacalar, Tekerlemeler, Dualar gibi bölümlerden oluşuyor.   Türü ne olursa olsun her anlatıdan bir pay çıkarmak mümkün. İşte bir masal:

“Çok zengin, yaşlı bir hanım, fakir bir genci, kendine koca olarak alır. Delikanlının parası yok, pulu yok. Gelin hanıma gerdek gecesi yüz görümlüğü ne takacak? Yoksulluğun gözü kör olsun... Delikanlının alabildiğiyse sadece, bir tek kuru incir. İlk gece; gelinle, damat odalarına çekiliyorlar. Delikanlı, kocakarının duvağını kaldırıyor ve yüz görümlüğü olarak aldığı o kuru inciri ağzına koyuyor. Gelin hanımın ağzında tek dişi var o da sallanıyor, düştü düşecek.

Ertesi gün genç damat evden çıkıyor. Yeni gelinse, akşama kadar heyecanla kocacığını bekliyor. Taze damat, hava kararırken eve dönüyor. Bakıyor ki karısı ağzında bir şeyler çiğnemeye çalışıyor. Çapkın çapkın soruyor karısına;

"Nedir o ağzındaki cancağız?" Kocakarı da cilvenin bini bir para: “Dün akşam verdiğin oncağız...”

Fıkralar, ulaştıkları yerin havasına, suyuna, diline, sosyal yaşantısına uyar, güzellik kazanırlar. Benzerine başka yerlerde duyabileceğiniz işte bir Trabzon Fıkrası:

Kadının biri yakınır dururmuş: "Ah! Ah! Ne talihsiz kadınım, şöyle gönlüme göre bir kocaya düşemedim ya, yanarım yanarım ona yanarım" diye. Kızı bir gün dayanamamış, “ Eh! Anne sen de koca yüzü görmediysen..”"

Kadın derin bir ”Ah!" Çektikten sonra kızının sözünü ağzına tıkamış: “A! Kızım Ali, Veli, Pir Ali. Üç de ondan evveli, kaz satan, koz satan, pamuk atan... Bir de rahmeti baban. Anan koca yüzü mü gördü, a yavrum," demiş.

“Zamanın birinde, ham sofu hocanın eline zeka ile ilgili bir kitap geçer. Kitabın bir yerinde "Kim ki sakalını sıvazlayıp avuçladığında ucu iki parmaktan fazladır, o insan eblehtir. (alık saf)" diye yazar. Hoca efendi, hemen aynanın karşısına geçer, sakalını sıvazlar ve avuçlar. Eyvah ki eyvah! Sakalı işaret edilen boydan da uzun çıkar. Hemen konsolun üzerindeki şamdanı alır sakalını yanan mum ile kısaltma işlemine girişir. Sonuçsa: Alev alan bir sakal, yanıklarla dolu bir surat... Hoca efendi okuduğu kitabın o sayfalarındaki sakalla ilgili satırların altını cetvel ile özenle çizerek bir ok çıkarır ve el yazısıyla derkenar düşer: "Bizzat tecrübeyle sabittir.."

Trabzon yöresinden bir de bilmece aktarıyım. Bunu Esin Üçüncüoğlu, Cemal Üçüncüoğlu’ndan nakletmiş: ”Piti piti pitna / Çiti çiti çitna / Kalem parmaklı / Gümüş tırnaklı bir hanım var / Bu hanımın neresinden öpersin?” Haydi bakalım bu hanımı bilin. Öpebileceğiniz yerlerini sayıp dökün. (eraf) Cevabını bulmak için kitabı alıp okuyun..

Tekerlemeler, genellikle ölçülü ve kafiyeli, basmakalıp sözlerdir. Komik sözler manzumesi gibi görünse de içlerinde kıssadan hisse alınacak bir çok unsur barındırır. Örneğin şu tekerlemeyi, Trabzon’da, gergefte kumaşa işleyip, süslü yaldızlı tahta oymalı çerçeveyle çerçeveletilip duvara asarlarmış:

“...Her ne kadar / Cehd! etsen bir murade / Olmaz rnukadderden? ziyade ... “

Yurdumuzun dört bir yanında, dini bir inanç gibi benimsenmiş alışkanlıklar, davranışlar, davranış biçimleri, kısaca ritüeller vardır. Zaman zaman mizahi unsurlar da taşır. İşte Trabzon’dan bir yılan duası: “Yılan yılan afyani / Ben yılani safyani / Kerpetenin kıç kıcı / Bağladım yılan kıçı / Hazreti Ali'nin bıçağı / Yedi gün yedi gece / Kaskatı kalacağın / Sekizinci gün seni / Burada bulacağım.”

Esin Üçüncüoğlu’nun “Anlat Trabzon” kitabı “arkeopera” yayınları arasında çıktı. 0212 249 92 26 www.arkeolojisanat.com , Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar