SÖZ TOPRAĞA DÜŞTÜĞÜNDE

Türüne ister deneme deyiniz, ister mensure... Nesrin, şiirin, duygunun ve felsefenin harman olduğu, her cümlesinde bin bir emek ve uykusuz geceler barındıran bir kitaptan söz edeceğim: “Söz Toprağa Düştüğünde” Hemen yazarı Fırat Mehmet Eroğlu’ndan bir kaç cümle söz edeyim:

 

 

Kendi deyimi ile insan olmaya geldiği dünyada eğleşmek için gözlerini Diyarbakır'da Çocukluk ve ilk gençliği orada geçmiş. Dicle İlköğretmen Okulu'nda öğrenciyken, yasak yayın bulundurmaktan hapis yatmış. Ardından, yazarlık ve gazetecilik... Sonra Zonguldak'a göç ve maden işçilerinin arasında geçen bir kaç yıl. Yerel gazetelerde mürekkep kokusuyla tanışma. Politika, Vatan, Dünya'da dizi yazılar, röportajlar yazmış, sayfa editörlüğü yapmış. Bir süre Hürriyet Tempo dergisi, ardından Cumhuriyet gazetesine müsahhih yani düzeltmen olmuş. Hâsılı Fırat Mehmet Eroğlu’nun, “Edebiyat işçisi olarak söz denizine veya çölüne doğru yol alan, dökülen aşktan, gözyaşından mürekkep damlaları kitap olmuş da okuyucusuyla buluşmuş. İşte bir kaçının adı:

“Dirilmek Yanan Sularda, Gölge Gününün Azabı ve Ateşin Gül Serinliği, Su rengi Her Şey, Sularını Arayan ırmaklar, Siyah Kar Küfü, Kırk Kırık Söz, Söz Toprağa Düştüğünde Çöl ve Gül, Şehirler Şehrinde Bir Mecnun, Hayat Sen Ne Güzelsin!...

“Söz Toprağa Düştüğünde”nin çeyrek asırlık bir geçmişi var. Yazar diyor ki: “Bu kitap, ilk göz ağrım olan Kırk Kırık Söz -yazılmamış bir tarih üzerine çeşitlemeler- temeline çeyrek asır sonra ve iki yıl boyunca geceli gündüzlü çalışarak yeni baştan bina ettiğimdir...”

Kırk kırık sözün ilki “Bir Çığlığın Önsözü başlığını taşıyor Kalemle kâğıdın serenadı gibi: “Sahnede gece gündüz çalan çanları ve uzaklardan gelen iniltileri bilmem siz de duyuyor musunuz?

Sahne teneke trampetlerin, boruların kulak tırmalayan tınılarıyla çınlıyor. İnleyen ise kalem, kağıt.

Kalem kâğıda derdini döküyor, diyor:

Günlerimiz gece oldu. Gece de gelir mi gelmez mi, bilinmez, sabahı beklemekte.

Beklemek: Hayatımızın en büyük eylemi, gözümüzün yaşına bakmadan geçip giden ömrün neredeyse tamamı...

............

Kâğıt, inildeyen kalem adına dilleniyor:

Başlık yazı, şu bu ... hepsi topu bir sayfa.

Şu yaptığınıza bakın!

Yazı beş para etmeyen bir şeyse ...

Evet öyle.

Yazı, yazı diye yırtınıyorsun, yazı yazmaktan başka bir iş elinden gelmiyor, ne yazık ki o da ayağa düştüğü gibi beş para etmiyor. Ve sana caka satarak diyorlar:

Ne olacak, yazı işte! Kenarın dilberi; kalemin kiri... “

Kırk kırık sözün yirmincisi “Sırlanmış Aynalarda Sevda Bulutları” başlığının çağrışımları... Yalnız adam ve “karanlıklar ülkesinin ak çiçeği, yaşamın kıvancı, aydınlığı siyah gülün” duygular yumağının anlatımı: “Seni bulmak ne güzel şey! Çok zaman oldu görüşmeyeli. Nerelerdesin? Hangi ellerdesin? Sana varmak, seni görmek, seninle konuşmak için rıhtımlarda, garlarda gözyaşı döküp günlerce beklemek mi gerek?”

Yazar, siyah gülden ayrı düşürülmenin ahla vahı arasında feryat etmekte:

“Ey güllerin en güzeli, özel bahçelerde solmanı değil, sokaklarda serpilip gelişmeni istiyorum, özgür yaşamın koyağında. Ne olur öbeklerin ortasında yitme! Gitme!

Kopar zincirlerini, parçala tel örgülerini! Bırak sokaklarda sırlanmamış aynalar yansıtsın tüm görkemini, bırak özgürce kucaklasınlar seni. Meydanlarda, rıhtımlarda yaşa. Güneş gibi doğ! Güneş gibi doğ ki erisin yüreklerde buzullar. Senin sıcaklığınla ısınsın insanlar, bir de ben...”

Kırk kırık sözün kırkıncısı yani finali, “Yaşanacak Yazılacak Olan” başlığını taşımış. Aslında koca bir ömrün özeti... Yazara göre gün doğmadan neler doğar. Ama yazılsın yazılmasın tarih sayfalarında payına düşen bölüm için, söyleyecek sözü ve “bu kadar da olmaz ki...” diyerek isyanı vardır: İşte son sözlerden:

“Hayır, bin kez hayır!

Güzelim hayat bu değil!

Hayatı, insanı en güzel şekilde Yaratan'ın yazdığı hayat, ömür bu değil!

Öyleyse yazılanı doğru okumak, asıl hayatı yazmak, yaşamak zorundayız.

Bunun için gerekli her şey var elimizde.

Evet, her şeye rağmen elde olan, elde kalan; aklımızı, kalbimizi canlı kılan sevgi, inan, umut ve hayaller hala var; yaşanacak, yazılacak olan.”

Arzu edenler Fırat Mehmet Eroğlu’nun “Söz Toprağa Düştüğünde” adlı kitabını Fazilet Kırtasiye, Bağlık Mah. Gödene Cad. No:34 Kumluca-Antalya adresinden temin edebilir ve 0242 887 20 77 numaralı telefonla ilişişim kurabilir.

 

 

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar