AHMET ÖZDEMİR

Sarmaşık FETÖ’nün dolarları

0

Bomba Davası Savunmalarından, bir süre önce tanıttığım Direniş’e kadar otuza yakın kitabı bulunan bir dönemin efsane devrimcisi Talat Turan’ın günceli konuyu,  derin tahlillerle yorumladığı

0
AHMET ÖZDEMİR

Dağlarca

0

Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde gerçek bir kilometre taşından söz edeceğim. Ama önce bir şiirinden baş ve son iki kıta okuyalım;

0
AHMET ÖZDEMİR

Kentleşme, popülerleşme, siyasallaşma sürecinde Âşıklar

0

18. Yüzyılda Âşıklar, Divan edebiyatının etkisinde kalarak kusurlu biçimde aruz ölçüsünü kullanmaya başlamışlardı ki, bu durum gelecek yüzyılda da devam edecekti. Kimi Divan şairlerinin de, pek az da olsa hece ölçüsüyle şiir yazma merakları başlamıştı.

Kahvehânelerde, bozahânelerde, meyhânelerde ve panayırlarda, ellerinde sazlarıyla şiirler söyleyen âşıklara Osmanlı topraklarının her yerinde rastlanıyordu.

19. Yüzyılın başlarından itibaren İstanbul'un kültür dokusuna Semai ya da daha yaygın adıyla çalgılı kahvehaneler girmişti. Semai kahvehanelerinde asker-esnaf zümresinin yerini, tulumbacı-külhanbey almıştı. Programlı eğlence anlayışının da yansıtıcısı olan semai kahvehanelerde günün modasına uygun olarak özellikle ramazan aylarında geçerli olan her etkinlik yer almıştı. " Önceleri âşık tarzının egemen olduğu bu kahvehanelerde II. Abdülhamid Dönemi'nden (1876-1909) itibaren alafranga müzik zevki" geliştirilmişti. Ama bu kahvehanelerinin esas etkinliği her devirde özelliğini koruyan manilerle destan okunması olmuştu

19. yüzyılda halk şiiri ve âşık edebiyatı, önemli gelişmeler ve değişmeler yaşadı. Divan edebiyatında yerelleşme akımı artarken, âşık şiiri, Divan edebiyatı etkisine daha fazla girerek halktan ve halk zevkinden uzaklaşma eğilimi göstermeye başladı. Âşıklar, Divan şiirinin nazım şekillerini kullanmaya özendi. Hece ölçüsüyle yazdıkları şiirlerde de daha çok Arapça ve Farsça sözcükler, tamlamalar kullanarak bilgiçlik taslama yarışına girdiler.

Yeniçeri ocaklarının kapatılması, tekkelerin zamanla işlevlerini yerine getiremez olmaları ve kapanmaları, âşıkların önemli yetişme kaynaklarını kısıtladı.

19. Yüzyılın başlarından itibaren İstanbul'un kültür dokusuna Semai ya da daha yaygın adıyla çalgılı kahvehaneler girmişti. Semai kahvehanelerinde asker-esnaf zümresinin yerini, tulumbacı-külhanbey almıştı. Programlı eğlence anlayışının da yansıtıcısı olan semai kahvehanelerde, günün modasına uygun olarak özellikle ramazan aylarında geçerli olan her etkinliğe yer veriliyordu. Önceleri aşık tarzının egemen olduğu bu kahvehanelerde II. Abdülhamit Dönemi'nden (1876-1909) itibaren alafranga müzik zevki" geliştirilmişti.

Matbaanın yaygınlaşıp yazılı ortamın başlaması, sözlü kültür ortamının ürünü olan âşıklık geleneğini de etkilemişti. 19. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan semâî kahvehaneleri işlevlerini yitirerek birer birer kapandı.

Pâdişah II. Mahmut’un âşıkları koruması, âşıklık geleneği ve âşık edebiyatını canlı tutmaya yetmişti. Bu sâyede, XIX. yüzyıl, âşık edebiyatının İstanbul’da saray ve konaklara da girdiği bir dönem olmuştu. II. Mahmut, Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinden sonra, şehir çevrelerinde âşıklar ve âşık edebiyatı önemini yitirmeye başlamıştır.

Bu yüzyılda kentleşmiş âşıkların çoğu okuryazardı. Kimilerinin şiirleri klasik kalıplara uymasa da, divan şeklinde basılmıştı. Okuryazar âşıkların yanı sıra, eski geleneğe bağlı âşıklar da, şiir söyleyerek geleneği sürdürmüşlerdi.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde, yurdun uğradığı işgalleri, Kurtuluş Savaşı’nı destanlarıyla anlatmış; ikinci çeyrekteyse, Cumhuriyet’i ve Cumhuriyet’i bize bağışlayan Mustafa Kemal Atatürk’ü yücelten şiirler söylemişlerdi.

Gelecek haftaki yazımda Cumhuriyet dönemindeki gelişmeleri konu alacağım.

 

0
AHMET ÖZDEMİR

Üstün İnanç ve Yalnız Değilsiniz

0

Bir yazımda demiştim ki, “Bizim Yokuş Babıali’de bir gazeteciden söz edilirken, Bey, Efendi, Ustad gibi sıfatlar kullanabilirsiniz. Bunların dışında baba ve ağabey sıfatları daha eftal unvanlardır.

0
AHMET ÖZDEMİR

Ebed Mahir Yalnız

0

Ebed Mahir, 1908 yılında İstanbul’da Galata kadısı Tahir Molla’nın oğlu olarak doğdu. Konya Öğretmen Okulu’ndan sonra Viyana ve Almanya’da eğitim gördü. Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi

0
AHMET ÖZDEMİR

Gittiğin yolları yakın sanarak

0

Ali Şenozan, 1939’da Adana'da doğdu. Ortaokul sıralarında musikiye başladı. 1958’de İstanbul Belediyesi Konservatuarına girdi.  1966’da TRT’ye girdi. 1979 yılında şef oldu.

0
AHMET ÖZDEMİR

Ezgili Kevser ve Işık Damlası

0

Yüce Yaratan’ın “Eşref -i Mahlûkat”  yani yaratılmışların en onurlusu olarak var ettiği insanın temelini “Eline beline diline sahip olmak” üzerine kurdu.  Bir başka anlatımla

0