“Her düşünceye özgürlük istiyoruz”

Şanar Yurdatapan, besteci, söz yazarı ve aranjör olarak unutulmaz eserlere imza attı. Bestelediği ‘Arkadaş’ isimli şarkısı ise yıllarca dillerden düşmedi. Eski eşi Melike Demirağ ile birlikte 12 Eylül rejimi tarafından yurttaşlıktan atıldı. Bu dönemde Türkiyeli Aydınlarla Dayanışma Girişimi için yoğun olarak çalıştılar, dünyanın dört bir yanında yıllarca konserler verdiler. Radyo programları düzenlediler. Yurdatapan,12 yıl aradan sonra Türkiye’ye dönerken hayatının yarısını müziğe yarısını da insan haklarına ayırmaya karar vermişti. 1995'te Yaşar Kemal'in yargılanma sürecinde “Düşünce Suçu'na Karşı Girişim”i başlattı ve çeşitli sivil itaatsizlik ve insan hakları eylemleriyle tüm dünyaya “Düşüncelere özgürlük” diye seslendi. Düşünce Suçuna Karşı Girişim Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından verilen 2015 Basın Özgürlüğü Ödülleri’ne değer görüldü. Büyük Seçici Kurul; basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü ile ilgili hak ihlallerinin takibi, raporlanması ve duyurulması için Türkiye ve uluslararası alanda yaptığı çalışmalar nedeniyle de Düşünce Suçuna Karşı Girişim adlı Sivil Toplum Kuruluşu’nu ödüle değer gördüğünü açıkladı. Düşünce Suçuna Karşı Girişim Sözcüsü Şanar Yurdatapan ile çalışmaları hakkında konuştuk.

 Şanar Bey, “Düşünce Suçuna Karşı Girişim” hakkında okuyucularımıza bilgi verir misiniz?

Bundan 20 yıl önce; 23 Ocak 1995’te Yaşar Kemal “Der Spiegel” dergisinde yayınlanan bir yazısı nedeniyle DGM’ye çağrılmasına tepki olarak bir imza kampanyası başlattık. Kampanya bir “Sivil İtaatsizlik” eylemine dönüştü. Çoğu toplumca tanınan 1080 kişi, Yaşar Kemal’inki de aralarında olmak üzere 10 yasaklanmış metni içeren bir kitaba yayıncı olarak adlarımızı yazdık ve sembolik bir heyetle DGM savcısını ziyaret ederek kendimizi ihbar ettik. Sonra gruplar halinde savcının kapısı önünde “ifade kuyrukları” oluştu. Sonuçta 185 sanıklı ve çok eğlenceli dev bir dava açıldı. Davanın kimlik tespiti ve ilk sorgu dönemi bile 2,5 yıl sürdü.  Sonra yapılan basit bir makyajla dava 3 yıl için askıya alındı. Bunun üzerine direniş taktik değiştirdi. “Bir tek büyük, sansasyonel ve çok sanıklı” dava yerine, küçük gurupçuklar halinde (1-5 sanıklı) ama çok sayıda dava açtırmak ve çabuk çabuk sonuçlandırmak.  Önce her hafta, sonra yasal-takip yükü çoğalınca-ayda bir olmak üzere küçük kitapçıklar yayınlayarak “Düşünce Suçluları’nın suç (!?)larına ortak olundu.

GÖRÜŞLERİMİZİ AÇIKLAYABİLMELİYİZ

Peki yola çıkış düşüncenizi bir cümleyle özetlemek istersek ne diyebiliriz?

Voltaire’nin 250 yıl önce söylediği gibi, “Görüşlerinizin hiçbirine katılmıyorum. Ama bunları açıklayabilme özgürlüğünüz için sonuna kadar yanınızda olacağım.” Amacımız devleti antidemokratik yasaları demokratikleştirmek veya çok sayıda ünlü hapse tıkmak arasında bir seçim yapmaya zorlamaktı. Ancak neyin suç olup olmadığının belli olmadığı bir ülkede yaşıyoruz olmamız nedeniyle hükümetler değişse de karşımıza çıkan güçlükler hiç değişmedi. 

Kimi eylemlere bakıyoruz binlerce kişi var, kimi eylemlere bakıyoruz birkaç kişi var. Düşünce Suçu(?!)na Karşı Girişimi’nin yasal bir kimliği var mı?

Düşünce Suçu(?!)na Karşı Girişimi’nin yönetim kurulu yoktur, üye olunmaz. Yasal bir kimliği de yoktur. Çünkü bu bir “Sivil İtaatsizlik”, yani antidemokratik yasaları bilerek ve isteyerek çiğnemek, sonuçlarına da hazır olmak.  Eh, “suç işlemek amacıyla” dernek kurup yasal kimlik edinmenin olamazlığı apaçık. Ancak bu sivil itaatsizliğin ilke ve kapsamı çok net ve sınırlı olduğundan uzun tartışmalar ve kararlar da gerektirmez. Yeni bir düşünce suçu davası başladığı haber alınınca, “kimler bu suça katılmak ister?” çağrısına olumlu yanıt verenler, “sadece o olayla sınırlı” olarak DSKG’ye katılmış olurlar. Bu anlamda bakarsanız girişim, kimi eyleminde birkaç kişiden ibarettir, kimi eyleminde yüzlerce, binlerce kişi. Günümüze kadar bu şekildeki eylemlere katılanların toplam sayısı 80 binin üstündedir.

80 BİNİ AŞKIN KİŞİ İMZA VERDİ

Bugüne kadar kaç kişi suçlu olduğu iddia edilen yazılara imza attı?

Bu hareket 1995'den beri sürüyor. Hemen hemen her tür düşüncede ve kimlikteki 80 bini aşkın kişi 18 kitap ve 48 kitapçığa imza vererek 300 kadar düşünce suçlusu(!?)nunsuç(!)larına katıldılar. 

YARGI SİSTEMİ OLDUĞU GİBİ ÇÖKÜK

Düşünce Suçuna Karşı Girişim aynı zamanda Türkiye’de düşünce özgürlüğüne yönelik raporlar da hazırlıyor. Türkiye’nin düşünce özgürlüğü açısından karşılaştığı en büyük sorun nedir sizce?

En büyük olumsuzluk yasalar ve yasaların uygulanması. Yargı sistemi olduğu  gibi  çürük. Daha önceleri yabancılar bu soruyu sordukları zaman anlatmamız güç oluyordu. Çünkü, ‘Sizin hükümetiniz şöyle diyor’ diyorlardı. O zaman bizim hükümetimiz başka, devletimiz başka derdik. Hükümet istediği yapamaz devlet ona engel olur derdik. 27 Nisan E-Darbe teşebbüsünden sonra gelişen olaylar sonucu bu durum değişti. Ancak Yargı açısından maalesef tek değişiklik, patron’un değişmesi oldu. Aynı hukuk tanımazlıkla kraldan fazla kralcı uygulamalar devam ediyor. Yargı sisteminin baştan aşağı değiştirilmesi  gerekli. Ama gene de tek güvence İnsanların belli bir bilinçte olması

HAK MÜCADELESİ DEVAM EDİYOR

Zaman zaman umudumuzu kaybettiğimiz olmadı desek yalan olur. Bazen şaka gibi geliyor, ama gerçek.  20 yıl önce Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesiyle, Ceza Kanunu’nun 312, 155, 159, 169. maddeleriyle boğuşuyorduk. Şimdi TMK 6 ve 7, TCK 125,218, 288, 299, 301, 318 vs. Sadece numaralar değişti. Ama insanlığın hak mücadelesi kendi yolunda hep ileri gidiyor.

Dünyada benzeri olmayan bir Türkiye küçük Millet Meclisleri kurdunuz. Bu konuya da biraz değinebilir misiniz?

1995’te ifade özgürlüğü için sivil itaatsizlik eylemleri başladığımızda kendimizi yargılatıyorduk. Biz kendimizi hangi maddeden yargılatıyorsak o maddede küçük bir değişikliğe gitmeye başladılar. TMK 8. Madde yüzünden pek çoğumuzu yargıladılar. Bir süre sonra bu maddeden çok TCK 312. maddeyi uygulamaya başladılar. Bu da yıprandı bir süre sonra. Bunun yıpranmasında bizim de payımız oldu. O kadar çok insanı hapse atmaları gerekiyordu ki, bu beladan kurtulmak için tek maddelik yasalar çıkardılar: “Basın yoluyla işlenen suçlar üç yıl ertelenmiştir.” Bu Monopoly oynarken başa dön demek gibi bir şeydi. Biz de sıfırdan yeniden başlıyorduk. Sonra bir gün o dönemin Adalet Bakanı televizyonda savcılara dedi ki “Bundan sonra davaları 312’den değil 169’dan açın.” 169. Madde teröriste yardım ve yataklık suçlamasıydı. Sonra dedik ki, bu iş böyle olmayacak. Ne kadar madde varsa hepsini araştırtalım, hepsini birden ihlal edelim. Sonra bir mevzuat taraması yapıldı. 2200 sayfalık bir kitap çıktı ortaya. Raporu, Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa, Adalet Bakanlığına teslim ettik. Yani diyorduk ki, öyle bir iki ufak değişiklik bu sorunu çözmez, baştan aşağı düzeltmek lazım her şeyi Dev kitabı teşekkürle aldılar, raflarına koydular. Raflarına koydular. Biz belirli merkezi şehirlerde sivil toplumun ortak görüşlerini ortaya çıkaracak toplantılar yapalım, elde ettiğimiz ortak görüşleri de “sivil toplum kuruluşları şu konularda bu ortak görüşlere sahip” diyerek ilgili yerlere iletelim, sonra da bu isteklerin takipçisi olalım istedik. Ortak Payda adlı bu çalışma yıllar içinde gelişti. 2008 yılında TkMM Türkiye küçük Millet Meclisleri oluşmaya başladı. Şu anda 22 ilde her ay sivil toplum temsilcileri seçtikleri milletvekilleri ve belediye başkanlarını davet ederek genel ve yerel sorunları yüz yüze tartışıyor. Toplantı tutanaklarını ve Ortak Payda raporlarını siz de izleyebilirsiniz: www.tkmm.net